26 Kasım, 2024

Bitenler ve Çöpe Gidenler

 


Merhaba Sevgili okur,

Bitenler postuyla geldim bugün. 

Bu giriş, genelde youtube'daki bitenler videosunda izlediklerimle aynı girişti. 10 yıl sonra bunun post hallerine giriş yapacağımı çok tahmin etmezdim, ama keyifli oluyor gibi.

Öncelikle taşınma işlerini hale yola koyduk ve project pande yer alan ürünlerin yanında yer almayan ama bitirdiğim tüm ürünleri eklemek istedim. Aktivite filan oluyor işte, başka bir sebebi yok. 

Öncelikle project pande yer alan ve zaten az kalmış olan iki kremi bitirdim. Biri yüz kremiydi (sarı kapaklı olan), diğeri ise el ve vücut için kullandığım Arko kremdi. Onu ŞOK'ta kasa arkası indiriminden almıştım mesela, ama evde aslında krem vardı. Yani ucuz diye bir şey almamak lazım, sonra dert oluyor... Neyse krem kullanılıyor bitti sonuç olarak da. 

Gül suyunu temsili olarak koydum, bu şişeyi birkaç kez bitirip doldurmuştum ama artık geri dönüşüme gönderiyorum. Çünkü büyük bidondan küçük şişelere aktarırken bunu ara bir araç olarak kullanıyordum ama vazgeçtim, büyük şişeden küçük şişeye direkt aktarım yapacağım. 

Bunların yanında 3 tane minik Eyüp Sabri kolonyası bitirdim ama onları bitirdiğim yerde çöpe filan attığım için burada yer almıyor. Zaten çok zor olmuyor onları bitirmek. 2 tane daha var. Sonraki bitenlere atmazsam eklerim.

Deodorant bitirdim. Evet. 21. yüzyılda.... Ama kokusu çok güzeldi diye almıştım ve bu bitince roll on versiyonunu aldım. Tamam vurma sevgili okur deodorant kullanmamalıyız...

Bir de oda kokusu bitirdim. Yani çok kulladığım bir şey değil, misafir gelecekse filan tuvalet banyoda kullanıyorum. Uzun zaman gidiyor bu yüzden. Bunun kokusu çok bayıldığım bir şey değildi normal derecedeydi işte. Bu henüz bitmeden Eyüp Sabri'nin ananaslı kokusunu ev spreyi olarak almıştım. Artık bir tek o var. Uzun zaman da gider muhtemelen.

Öyle yani, fena gitmiyoruz project panda diye düşünüyorum. Bitirmek için ziyan ederek kullanmak istemiyorum ürünleri, bu yüzden bitmemiş olsalar da emin adımlarla kullanmaya devam ediyorum. Bir sonraki postta görüşmek üzere sevgili okur.

11 Kasım, 2024

Update

 Merhaba Sevgili okur,

Project pan konusunda bir güncelleme paylaşmak isterim. Geçen postta bahsettiğim 1 adet minik Eyüp Sabri kolonyam dışında hiçbir ürünüm bitmedi. Aslında biterse bitenler postu atacağım mutlaka. Ama mutfakta da project pane başladığımı söylemek isterim. Öncelikle buzluğumdaki ürünleri kullanmaya çalışıyorum, ardından bitirdiğim ve muadili olan ürünleri almamaya çalışıyorum. Geçen baktım bir sürü kabartma tozu ve kakao almışım. Yılda 2-3 kere filan kek yapıyorumdur 1 kere poğaça yapıyorumdur. Bunlar yine iyi sayılır. Neden yani doldurdun evi bunlarla.

Dolmalık fıstık keza öyle, her gidişimde iç pilav yaparım diye almışım. İnsaf yani iç pilav kaç kere yapılır ki her zaman yenecek bir şey değil. Unutup almışım resmen. Stok takip sistemi gibi bir şey kurup evde ne var ne yok hakim olsam iyi olur. Ama nasıl olacak ki bu da imkansız. Herhalde en iyisi alışveriş listesi yapmak ve dışına asla çıkmamak. 

Kılık kıyafet kategorisinde de vazgeçmem ve artık giymediğimi kabul etmem gerekenler var. Ama bir türlü uzaklaşamıyorum onlardan. Sanki bir zaman lazım olur gibi geliyor...

Neyse ya öyle işte. Pek de söyleyecek bir şeyim yokmuş. Devam ama yani, parfümdür kolonyadır kullanmaya çalışıyorum. Nemlendiricim ve kremim de az kaldı gibi. Taşınmaya da az kaldı bu arada, bu haftasonu bir güncelleme daha paylaşırım. 

Sevgiler,

29 Ekim, 2024

Project Pan'e Başlıyoruz.



Bıktım artık eşya kalabalığından!

Neden oldu, nasıl oldu pek de anlamadım. Ama elimde bir sürü kolonya, rimel, eyeliner, lip balm, parfüm, krem ve saç ürünü toplanmış olarak buldum. Eskiden youtube'da izlerdim project pan videoları, yakın zamanda aklıma onlar geldi. Bir yenisine de kendim başlamaya karar verdim. Bu vesileyle elimde gereğinden fazla olduğunu düşündüğüm ürünlerimi bir araya topladım, ne var ne yok bir muhasebesini çıkardım. Ve sayılarını düşürmeye çalışacağım. Bunlar bitmeden de bu kategorilerden yeni bir ürün almayacağım. 

Öğrencilikten çıktıktan, enflasyon da çığrından çıktıktan sonra tüketim alışkanlıklarım değişmeye başladı. Yani öğrenciyken ve yurtta kalırken (1. çok fazla taşınırken, 2. çok daha sınırlı ve temel ihtiyaçlara vakfetmem gereken bir miktarla geçinirken) çok fazla eşya stoklamazdım. Fakat evde yaşamaya başladıktan, pek çok ürünün iaşesinden ortak veya tekil sorumluluk taşırken pek çok kategoride pek çok ürünü yedekte tutmaya başladım. Bunlar nohut, rimel, çamaşır yumuşatıcısı, şampuan, çöp poşeti gibi sürekli kullandığım, sürekli tükenen, fiyatları daima artan pek çok yelpazeden çeşitli ürünlerdi. Şehriye mi bitti, hemen gider yenisini alırdım yedekte tutmasa bile. Oysa ki evde ona ikame olabilecek erişte gibi muadilleri de kullanabileceğimi şimdilerde keşfettim. 

Taşınacak olmamın da bu psikolojide etkisi olduğunu düşünüyorum. Pek çok eşyadan kurtulmak isteği oluşuyor bu dönemde. Şimdi düşündüğümde, bir yıl önce bir önceki evimden taşınırken pek çok eşyayı elden çıkardım, onların neler olduğunu bile tam olarak hatırlamıyorum. Ama pek çoğu uzun zamandır benimle olan eşyalardı. Yani aslında hiç gereği olmayan ama buna rağmen evimde kira vermeden yaşayan pek çok malzeme... Sanıyorum son kertede 18 Kasım'da taşınacağım bu evden ve taşınmadan önce bu eşyalardan bazılarını bitirmek istiyorum. Hatta mümkünse çamaşır deterjanımı filan da bitirmek istiyorum ama o işler biraz zor gibi, bu "project pan"e katmıyorum. Yani önümde belirli bir zaman var, bu süreçteki ilerlememi 18 Kasım sonrasında ya birkaç gün öncesinde filan kaydedebilirim diye düşünüyorum.

1. Kolonyalar

Öncelikle kolonyaya bayılıyorum. Ve elimde bu fotoğrafa koymadığım çünkü project pan yapmadığım, bittikçe evimde mutlaka olmasını istediğim 2 kolonya daha var. Litrelik limon kolonyası ilki, yıllardır değişmeyen ve sanırım yakın zamanda da değişmeyecek olan bir alışkanlığım. Bunun yanında farklı bir koku ve seçenek olmasından da hoşlanıyorum, Japon Kiraz Çiçeği almıştım Eyüp Sabri'den. Bu ikisini küçük sprey şişelere doldurup yanımda taşımaktan da keyif alıyorum. Zaten düzenli olarak bitiriyor ve şişemi dolduruyorum. Fakat bir süre bu refill olaylarındansa elimde bulunan aşağıdaki görseldekileri tüketmek istiyorum. Ardından yine refillerimi taşıma yoluna gideceğim.


2 tane Atelier Rebul kolonyam var. Biri Pear and Peony ve diğeri Pure White. İki kokuyu da beğeniyorum, tasarımlarını çok şık buluyorum (zaten temel olarak bunun için almıştım). Çok kalıcı olmasalar da parfüm olarak bile kullanılabileceklerini düşünüyorum. Bundan dolayı da aslında tam olarak kolonya beklentime uymuyor. O yüzden bitiremedim sanırım, zira eylül 2023'te almıştım, yani 1 yılı biraz geçmiş. Ama çok kötü durumda değiliz, pure white'ın 1/5'i duruyor, pear and peony'nin de sanırım 2/5'i filan var. Aslında çok kalmadı. Pure White'ı çantamda taşıyarak, pear and peony'i makyaj masamda tutup saçlarıma filan sıkarak bitirmeye çalışıyorum. 

2 tane gül suyum var. Parfümlü gül suyu. Yine burada yer almayan parfümsüz, %100 doğal gül sularım da var çünkü o yüzden birbirinden ayırmak lazım. Onlar da yine Eyüp Sabri'nin limon kolonyası gibi bitirme niyetinde olmadığım, daima evimde bulunmasını istediğim bir şey. Ben sprey şişeye koyup gidip geldikçe yüzüme sıkıyorum, hem rahatlatıyor hem de cildime nemlendirme sağladığını düşünüyorum. Kokusu da beni rahatsız etmiyor. Bazı insanlar %100 gül suyunun kokusunu pek sevmiyor çünkü.. Ama ben seviyorum ve bu yüzden parfümlü gül suyunu çok tercih etmiyorum; fakat annem bu yıl gittiği Isparta'dan getirmişti. Kullanıp bitirmek ve şişelerini kendi kolonyalarımla doldurmak için tutmak istiyorum. Çantada taşımak için çok ideal. 

4 tane Eyüp Sabri'nin minik kolonyalarından var. Başlarda bunları alıp kullanmaya kıyamıyordum. Koku keşfetmek için mantıklı, fakat çantada taşımak amacıyla almak için mantıksız. Zira çok çabuk bitiyor. Ben bir tanesini 3-4 günde bitiriyorum ve çok pahalıya geliyor bu şekilde. Bu yüzden kullanışlı bulmadığıma karar verdim, yeniden doldurulabilir olmadığı için de kullanıp bitirmek ve kalabalığından kurtulmak istiyorum. 

Uni Baby çiçeksi ferahlık da bitirmek istediğim kolonyalardan. Onu da saçlarıma sıkarak kullanıyorum, çünkü kokusuna çok bayılmıyorum, aynı zamanda saçlarıma da bir şeyler sıkmayı seviyorum, fark etmişsindir sevgili okur. Böyle böyle biter diye düşünüyorum. Uni baby'nin bebeksi dokunuş isimli kokusunu ise çok seviyorum, onu da yakın zamanda bitirdim, fotoğrafa girmedi. Bu da yarıdan az kalmıştır, ama bütük bir şişe olduğu için kolay tükenmiyor.

Şeffaf şişedeki kolonya ise Johnsons Baby'nin morning dew isimli kokusu. Online alışveriş ile aldığım ve pek beğenmediğim bir koku. İstediğim bebek kolonyası kokusunda değil. Bebek kolonyası dediğin dalin klasik ya da uni baby bebeksi dokunuştur. Şaşmamak gerek bunlardan. Bir de buraya eklemeyi fotoğrafı çekerken unuttuğum (çünkü nedense mutfakta duruyor) bir tane var. Eyüp Sabri'nin bebek kolonyası. Çook hafif, seyrek bir koku. Yapı olarak da çok su gibi, kokusu da yok gibi. Pek kullanamıyorum açıkçası, bayadır duruyor o da. Bunlardan birileri eksilirse onu da listeye ekleyeceğim.

Kolonya kategorimiz bu şekildeydi. Bu ürünleri bitirdikten sonra tekrar uni baby bebeksi dokunuş ve dalin klasik kolonyayı alabilirim. Ama sayıyı çok artırmamaya çalışacağım. Sırada rimel kategorimiz var.

2. Maskara

Çok fazla rimelim var. Kontrolden çıkmışım adeta. O kadar çok makyaj da yapmıyorum üstelik. Lisanstayken her gün makyaj yapardım. Ama makyajdan kastım da sadece eyeliner ve rimeldi zaten. Bir tane maskara olurdu bitince ya da bitmesine yakın indirimden yenisini alırdım. Bu kadar çok yedekli tutmama ise kesinlikle gerek yok. Ayrıca hayatımda ilk defa yanlış bir ürün almışım: fotoğrafta ilk sırada yer alan kahverengi Maybelline maskara. Kahverengi maskara alma amacım asla yoktu. Almışken kullanıyorum ama bazen siyah sürmek isteyince de onun yanındaki siyah L'oreal Telescopic maskarayı kullanıyorum. İkisi açık, diğerlerini açmadım. Yani 4 tane yedekte maskaram var ki her gün makyaj yapmadığım için bir tane maskarayı bitirmem bile aylarımı alıyor. Şu an iki tane açık olduğunu düşünürsek ne zaman tamamını bitireceğim bilemiyorum. Abartmışım cidden. Evde kaç tane olduğunu bilmeden yedeklemekten olmuş. L'oreal Telescopic de hediye gelmişti. 


3. Eyeliner

Yine maskara ile benzer bir kategori ve çılgınlık da eyelinerda yaşanmış. Öncelikle tekrarlamak isterim ki her gün makyaj yapmıyorum. Haftada 3 gün filan yapıyorumdur. Onda da biraz kapatıcı ve far ile maskara kullanıyorum. Gördünüz mü, günlük makyaj rutinimde çılgın lisans yıllarımın aksine eyeliner yok. O zamanlar her gün eyeliner çekerdim ve bu sayede gerçekten güzel eyeliner çekmeyi öğrendiğime inanıyorum. Practice makes perfect. Fakat artık yapmıyorum. Sıkıldım. Uğraşmak istemiyorum. Temizlemekle de uğraşmak istemiyorum. Sonuç olarak ayda 2-3 kere filan eyeliner çekiyorumdur. Bu da bana bir eyelinerın yine aylarca yetmesi demek oluyor. Bu kadar eyeliner nasıl bitecek bir fikrim yok. Ama yine şu en baştaki L'oreali kullanmaya başladım, bir önceki bitmişti. Yani yedekte 3 tane kalmış oldu. Bakalım hayırlısı.


4. Lip Balm

Bir diğer kategorim lip balm. Pek kullanmadığım ama fazla fazla sahip olduğum bir ürün. Bu yüzden project pane koydum ve zaten kullanmaya çalışıyordum bir süredir. Başta ve sonraki roll şeklindekiler (bu mu adı bilmiyorum valla) Yves Rocher'nin, ilki kırmızı meyveler kokuyor ve çokkkk hafif renk veriyor. Seviyorum bu yüzden. Sondaki ise doğum günümde hediye gelmişti, vanilya kokuyor ve onu da çok seviyorum. Kırmızıyı günlük çantamda taşıyor ve aklıma geldikçe sürüyorum. Beyazı ise sabahları makyaj yaparken ruj niyetine ya da rujun altına sürüyorum. Böylece ikisini de her gün kullanıyorum diyebilirim. En az kullandıklarım Frudia olanlar. Onun da kırmızı kapaklı olanını artık çalışma masamda tutuyorum ve aklıma geldikçe, dudağımdan kuruduğunu hissettikçe sürmeye çalışıyorum. Gece uyumadan önce ise yeşil kapaklı olanı kullanıyorum. Mor olan kenarda bekliyor ama bir ara değiştirip onu da kullanabilirim dönem dönem. Yani ben pek lip balm eksikliği hissetmiyorum, hametan benim için ennn güzel lip balm. Bu yüzden olmasa da olur bir ürün benim için. Bitse tekrar almayabilirim.


5. Çeşitli Nemlendiriciler

Nemlendirici. Yves Rocher, yine odğum günü hediyesiydi, 31 Ocak 2024 hediyemdi ve hala hiç açmadım. Çünkü sıra gelmedi. Şu sıralar aktif olarak Arko Nem'i bitirmeye çalışıyorum, 1/5'i duruyordur. Çok azaldığını söyleyebilirim. Elime, koluma her yere kullanıyorum bitsin diye. Bir de şu aralar havalar çok kuru gidiyor, ihtiyaç da duyuyorum. Himalaya olanın kokusunu seviyorum ve yapısı daha kalın, daha iyi nemlendiriyor. Onu da kullanmaya çalışıyorum. 

2 tane sarı kapak olan L'oreal'in yüz kremi, çok düzenli kullanmıyorum ve alırken 2 tane almıştım (neden yani?? Bitsin yenisini al hayret bir şey.) Bu yüzden bir tanesi bitmeye yakın ama diğeri tamamen dolu. Öncelikle az olanı bitirmeye çalışıyorum. Beyaz kapaklı olan Frudia'nın bir kremi. Pek kullanamadım, aslında hoş bir ambalajı olduğu için almıştım. Pek anlamadım seviyor muyum, o kadar deneyimleyemedim bile yani. En sağdaki ise bana satıldı, bu yüzden pek kullanamadım ama kullanmalıyım. Çok para verdim ona. :(


6. Parfüm

Bence parfümün ideali 2 tane olmasıdır. Değiştire değiştire kullanır ve sıkılmazsın ve fazla fazla da yeter. Ama benim 4 parfümüm, 1 vücut spreyim var. NEDEN??

Yine yedekleme hastalığımın sonucu olarak soldaki Adidası alırken 2 tane almıştım. Ama çok seviyorum ve gerçekten piyasada pek bulunmuyor. Ben alırken online bile zor bulmuştum. Ondan 2 tane aldım. Severek kullanıyorum. 

Onun yanındaki Yves Rocher ve çok hafif bir koku. Çok severek kullanıyorum. Pembenin sağındaki de Yves Rocher ve çok seviyorum onu da. İkisini birlikte almıştım. İkisini de çok sevsem de aynı anda iki adet parfüm almaya gerek var mı bilmiyorum. En sağdaki 31 Ocak 2023 hediyemdi ve kokusunu hala çok seviyorum, fakat artık bitse iyi olur baya uzun zaman oldu çünkü. Ortadaki pembe ise body mist. Güzel kokuyor ama sıra gelmiyor. Kullanıp bitirmek istiyorum. Önceliğim adidas, body mist ve zara olanda. Zaten hepsi de az kaldı görüyorsunuz. Body mist de yarıdan daha az.


7. Saç Bakım

Saç bakım derken ben pek saç bakmıyorum ama bir sürü ürünüm var yine.

Beyaz Urban Care'i bu fotoğrafları çektikten sonra kullanmak istedim ama formülü bozulmuştu, çöpe gitti. Diğer üç ürün kalmış oldu elimde. Güdük ve tombik olan jöle, saçlarımı perma yaptırdığımda almış ve o zaman kullanmıştım, ama artık o kadar kıvırcık değil saçlarım ve gerek kalmadı şekil vermeme. Ortadaki yeşil çok güzel yumuşatıyor ve güzel kokuyor ama çokkk az kullanmak bile yettiği için çokkkk uzun süre yetecek bir ürün ve çokkk uzun süredir benimle olmasına rağmen içinde hala çokkkk fazla var. 

Yeşilin sağındaki daha orta boylu ve ince Yves Rocher ise yukarıdaki parfümlerin yanında hediye olarak gelmişti. Böylece zaten ihtiyacım olmayan saç ürünlerine yenisi eklenmiş oldu. Pek saç şekillendirmediğim için ihtiyacım olmuyor. Yves Rocher ısı korumalı galiba ama saçımı makineyle kurutmuyorum bile, kendi koruyor. Sırf kullanmak için açıkçası duştan sonra biraz sürüyorum yeşillerden birini. Saç ürünü hayatımda bir tane olmasını isterim. Bazen canım sürmek istiyor. Ama fazlası çok gereksiz. Bir de bunlara ek olarak kuru şampuanım ve saç spreyim var. Şekillendirme yapmadığım için sprey de gereksiz, bir ara gaza gelmiştim saç düzleştireceğim diye, o zaman aldım ama işte birkaç kereden sonra kaldı kenarda. Kuru şampuan da keza öyle, kullanmayı pek sevmedim. İlk kuru şampuanımdı ve denemek istedim, ama son kuru şampuanım oldu. Markadan bağımsız olarak kuru şampuan fikrinden ve onu kullanmaktan hoşlanmadım. 




Evet, project panim için ürünlerim bu şekildeydi. Bu posta yazmanın ürünleri kullanmak için motivasyon olacağını düşünüyorum, çünkü 18 Kasım öncesi ya da sonrasında tekrar güncelleme yapacağım. Fakat pek çoğu daha uzun süreli kullanabileceğim ürünler olduğu için biteceğini sanmıyorum. Belki kolonyaları filan bitiririm. Her neyse göreceğiz. 

Belki bitirdikçe bitenler postu hazırlayıp yorumlarımı da yazarım. Ben youtube'da da project pan, normal consumption, bitenler ve çöpe gidenler içeriklerini izlemeyi seviyorum zaten. Benim de yapmam neden olmasın ki??

Şimdilik bu kadar, sabrın için teşekkürler, Sevgili Okur!






25 Şubat, 2024

Havuçlu Tarçınlı Kek

 Merhaba Sevgili Okur,

Bu pazar gününde de yemek işleriyle uğraştım; fakat bunun yanında akşamki misafir için havuçlu ve tarçınlı kek yaptım. Bu işi çok ciddiye aldım sevgili okur nedense.

Yani misafirlere havuçlu kek yapmaya karar verdiğim andan itibaren sanki onlara yedikleri en güzel havuçlu keki ikram etmeliymişim gibi bir psikolojiye girdim. Bu yüzden yine bir sürü tarih araştırdım ve içlerinden bir tanesinde karar kıldım. Zaten x bir şeyin tarifini aradığınızda genelde birbirinden kopyala yapıştır yapmış pek çok sayfa düşüyor önünüze. Bu ise daha farklı bir teknik kullanıyordu. Karaköy'deki bir kafenin menüsünde yer alan ve tarifi yaratan şef tarafından paylaşılan tarif, bir şefin elinden çıktığını gösteren farklı püf noktaları içeriyordu. Örneğin ceviz keke laps diye eklenmiyordu, esmer şeker ve tarçın kavrulduktan sonra robotta çekiliyor ve ardından keke ekleniyordu. 

Havuçlar da rendelenmek yerine yine robotta sıvı yağ ve şekerle çekiliyordu.

Halbuki kek yapma kurallarına göre yağ ve şeker uzun uzun çırpıldıktan sonra içine kuru malzemeler ve havuç eklenir. Fakat kural tanımayan bu tariften çok memnun kaldığımı söylemeliyim.

Başka macera aramam dediğim tarifler için Polonyalı bir arkadaşımın hediye ettiği, kendi memleketine ait küçük bir defteri kullanıyorum. Kaybolmasını istemediğim tarifleri yazdığım defterimde bu havuçlu tarçınlı kek de muhakkak yerini alacak.

Sevgiler, 

Eyeliner Dosyası

Merhaba Sevgili Okur,

Bugün bir aydınlanma yaşadım. Öyle dediysem büyük bir şey zannetme; ama benim için bilgilendirici olduğunu söyleyebilirim.

Ben lisenin özellikle son yıllarında makyaj mevzularıyla tanıştım. O da yaklaşık olarak mezuniyet törenine hazırlandığım zamanlara filan denk geliyordu. Dershanenin yakınlarına Watsons açılmıştı ve Ceren'le birlikte önünden geçerken bir çark fark ettik. Dükkanın önüne çarkıfelek çarkı koymuşlar, döndürüyorsun, indirim filan kazanıyorsun derken yıllar içerisinde pek çok kez tongasına düşeceğim indirim, promosyon, size özel kampanya gibi araçların ilkiyle tanıştım. Daha doğrusu bundan önce de eşantiyonlara, özellikle de neskafe 3'ü 1 aradanın yanında bardak hediye edilmesi gibi eşantiyonlara asla dayanamazdım. Velhasıl, ben kullandığım %20 oranına yakın bir indirimi eyeliner almak için kullandım. Onda da ne alacağımı filan bilmediğim için biraz karambola gitti. Rimmel London'ın mavi şeritli eyelinerıydı hiç unutmam.

Efendim ben bu eyelinerdan, bir eyelinerdan ne beklemem gerektiğini de çok bilmiyor olmamdan mütevellit (gerçi hakkını yemeyeyim belki de müthiştir gerçekten, sonuçta gerçekten bilmiyorum) uzun zaman satın aldım. İlk gençlik yıllarımın eyelinerı ve bana çizgi çekmeyi öğreten liner diyebilirim. 

Üniversiteye başladığım ilk zamanlarda iki kişilik bir odada kalıyordum; fakat yanımda kimse yoktu. Bir dönem boyunca tek kalmıştım. Okulda pek kimseyi tanımıyordum, yurtta zaten tanımıyordum derken odada bir şeyler izleyip makyaj yapıyordum kendime. Kaldığım yurda yakın bir gratis vardı, oradan minik farlar, kırmızı ruj filan almıştım. Far kullanıp kullanmayacağımı bilmediğim için çok yatırım yapmamıştım cidden makyaj malzemesine. Ama kıpkırmızı bir ruj aldığımı hatırlıyorum, allık filan gibi amaçlarla da kullanıyordum. Pek de sevmem kendimde bu arada. 

Bu bahsettiğim dönem işin pratiğini yapmaya başladığım vakitlerdi. Fakat liseden beri youtubedaki makyaj influencerlarını dinlerdim. 

Neyse benim o dönemlerde göz kapağım biraz sorunluydu. Yani açıklaması çok güç ama sonuç olarak o sorundan da kaynaklı olarak eyelinerımı şu anda hala yaptığım gibi çekmem gerekiyordu. O sorunu kapatıyordu. Dolayısıyla elim de buna alıştı.

Fakat geçenlerde yine bir influencerdan öğredim ki gözleri daha büyük gösteriyormuş bu yöntem. Ben de diyordum ki benim gözlerim büyük değil insanlar neden benim gözlerimin büyük olduğunu söylüyor. Resmen kader ağlarını örmüş ve benim tesadüfen çektiğim eyeliner nedeniyle gözlerim büyük görünüyormuş.

Görünsün tabi şikayetim yok. Bu yaştan sonra yeni makyaj teknikleri de öğrenemem. Bıraktım o işlerdi. Lisans hayatımda eyelinersız dışarı çıkmazken şimdi ayda 3-4 kere eyeliner çekiyorum. Temizliği zor...

Sevgiler,

ÇORBA DOSYASI

Merhaba Sevgili Okur,

Artık mutfakta maceraları seven bir insan olduğumu fark etmişsindir. Bu da demek oluyor ki gecikmiş bir Lokanta Usulü Ezogelin Çorbası yazısıyla karşındayım.

Öncelik Ezogelin Çorbası tariflerinde de Mercimek Çorbası'nda olduğu gibi gibi kafa karışıklıkları olduğunu görüyorum. Bir kere bazı tariflerde katı malzemeleri pişen çorba blenderdan geçirilirken bazı tariflerde geçirilmiyor. Öncelikle bu konuda tüm yemek tarifi yazarlarının bir araya gelip oydaşmaya varması gerektiğini aksi halde çözümsüz kalacağımızı düşünüyorum. Mercimek çorbasından farklı olan pütürlü yapısını ama bir yandan da taneli sebze çorbasındaki kadar katı olmamasını blenderdan geçirerek mi sağlayabiliyoruz yoksa geçirmeden da mi sağlayabiliyoruz onu bir kamuoyuyla paylaşmaları lazım. 

Özetle, ben mercimek çorbası kadar pürüzsüz ve akışkan bir çorba istemiyorsam, ama içindeki malzemeleri de tek tek görmek de istemiyorsam ne yapmam gerekiyor konusunda bolca araştırma yaptım. Sonunda aklıma Refika'nın tarifi yattı ama onu takip etmek yerine kendine çok güvenen bir youtuberın lokanta usulü ezogelin çorba tarifini takip ettim ve memnun kaldım. Bol limon ve üzerine kırmızı biberle çok seviyorum. Elime sağlık müthiş olmuştu. Mercimek çorbasına göre daha zor olduğunu düşünüyordum ama değilmiş. Bundan sonra mercimek yerine ezogelin çorbası yapabilirim. Tabi ne sıklıkla mercimek çorbası yaptığım tartışılabilir. Şu aralar genelde sebze çorbalarını (pırasa, kabak vs) tercih ettiğim bir dönemdeyim.

Bu vesileyle çorba dosyasını yeniden açalım ve bir çorbada süsleme olarak neler kullanabiliriz, taneli bir çorbanın içinde neler olmalı, hangi renk ideal çorba rengidir gibi tartışmalı konulara girelim.

Öncelikle çorbalar benim için renk ve doku bakımından olmak üzere ikiye ayrılır. Bu kategoriler de kendi içinde tekrar ayrılır. Bu ayrım Tablo 1'de görülmektedir. 




Bu oldukça temel bir tablo, çok fazla dallandırıp budaklandırmak mümkün. 

Çorbalar temel olarak renklerine ve dokularına göre olmak üzere iki şekilde kategorize edilebilir. Renklerine göre çorbalar temelde renkli veya beyaz renklidir; renkliler de genelde kırmızı renklidir. Bu yelpazede renk slakası geniştir; çünkü çindeki salça miktarına veya domates kullanılıp kullanılmadığına göre değişebilir. Bu kategorinin adını kırmızı koyamama sebebim ise sebze çorbalarında salça kullanılmıyor oluşunda ileri geliyor. Bu durumda rengi sarımsı ya da yeşilimsi oluyor.

Renkli çorbalar taneli ve tanesiz seçenekleriyle çok fazla çeşit oluşturabilir; permütasyon, kombinasyon gibi matematik konularında soru olarak çıkabilir. Ayrıca yukarıdaki tablonun KPSS Genel Kültür kısmında da sorulması ihtimal dahilinde.

Beyaz çorbalar konusunda söylenecek çok fazla şey yok. Çünkü genelde yoğurtlu çorbalar maksimum terbiyeli ve terbiyesiz olmak üzere ikiye ayrılır ve içeriğinde de bulgur, erişte, buğdayın kırıklığına göre çeşitli varyasyonları (yarma, aşlık...) yer alır. Halk arasında hasta çorbası ve köy çorbası adıyla bilinirler.

 Şimdi ben çorbalarda eşlikçi olarak neyi seviyorum ona geçelim. Beyaz çorbalar genelde içinde zaten bakliyat ya da pirinç filan barındırdığı için sade yemeyi seviyorum. Yeterince taneli ve sebze çorbalarına göre bir tık daha koyu kıvamlı oluyor. İçine ekmek falan doğrayınca bulamaça dönüyor. Ama bir tek beyaz tarhana çorbasına ekmek doğramayı çok severim. Bu benim genlerimde yer alan ve kendimden koparamayacağım bir özelliğim.

Kırmızı renkli çorbaları üzerine bol limon sıkıp acı pul biberle yerim. 

Sebze çorbalarını ise krutonlarla yemeyi çok severim.

Şimdi, bakalım dünyada neler yeniyor.

                                                                  

Tablo standartları içerisinde kırmızı ve tanesiz çorbalar arasında yer alır. Blenderdan geçirilmiş diye düşünüyorum. Mercimek barındırıyor olması muhtemel. Ben de üzerine kırmızı pul biber eklemeyi sevdiğim için sunum hoşuma gitti. Üstündeki maydonozdan, içinde de maydonoz ihtiva ettiğini anlıyoruz. Açık bir kitaba benzeyen, yüzünden kalbini okuduğunuz insanlar gibi net bir çorba. Beğendim. 



Karides sevdiğim bir mezedir, tereyağında ve güveçte lezzetli olabiliyor; ama çorbasının yapılmasına gerek olmayan bir deniz ürünü. O minik mantarı çok sevimli buldum. Demek ki mantarlı deniz ürünlü bir çorba, her ikisi de tereyağında ve güveçte çok güzel oluyor, bu haliyle puanım 1/10.



Mantar çorbası tabloda diğer renkli çorbalar kategorisine giriyor. Genelde mantar taneleri içinde bulunuyor ve krema ile çok lezzetli oluyor. Ama bu haliyle bu çorbanın olması gereken hafiflikte olamıyor; fakat bir çorbadan daha doyurucu olabiliyor. Mantar çorbasının da üzerine kruton çok yakışıyor. Yanında ekşi mayalı ekmekle servis edilmesi çok şık bir hareket olmuş. Ama bir dahakine üzerine çiğ mantar dilimleri yerine kruton tavsiye ediyorum. 




Kupada çorba içmeyi çok mantıklı bulamıyorum. Ben lisedeyken hazır çorbaların yaygınlaşmasıyla bardak boylar da çıkarılmıştı ve pazarlaması yapıldı. O dönemde o meşhur markayla yaygınlaştığını düşünüyorum; fakat bir kere ağız yakma ihtimali çok yüksek, çünkü kaşıktaki sıcaklık kontrolünü yapamıyoruz. Ayrıca dibinde filan kalabilir, sıyıramayız. Yani bence baya saçma.

Kruton ekmek yerine de galeta koymuş. Yani çorba içme simülasyonu gibi bir şey yaratmış.

Saçma.


Tavuk çorbası, tabloda yerleştirmesi güç çorbalardan. Diğer renkli ve genelde taneli olur. Annem tavuk parçaları ve tel şehriye ile yapardı. Tavuk çorbası benim sevmediğim bir çorbadır. Yukarıdaki çorbanın ise benim sevmediklerimden bile daha fazla taneli olduğunu düşünüyorum. Onu bir kenara bıraksak bile benim krutonla yaptığım çorbanın üzerine bir şey eklemek suretiyle sunum tabağı oluşturmak işlevini bagetle yapmasını abesle iştigal buldum.

Bu post sayesinde çorbadan beklentilerimin ne olduğunu öğrendim ve kendimi tanıma yolculuğunda biraz daha yol katettim.

Çorbadan beklentilerim:
  • Kalorisinin az olması. Yani hafif bir yemek olması. Çünkü kaloriyi ana yemekten almayı tercih ederim.
  • Bağırsakları ıslatması (annemin tabiriyle),
  • Mideme sıcak bir şeyler girmesi, 
  • Çok doyurmaması, çünkü zaten anlık doyurabilir ve sonra tekrar acıkırım. Onun yerine çok doyurmasın peşine de yemek yiyebileyim.

Yani oldukça basit, abartıdan uzak beklentiler olduğunu düşünüyorum. Genelde zaten vücuda faydalarını göz önünde bulundurduğum pragmatik bir ilişki. Bunu bile karşılayamayan çorbalar var. İnsan gerçekten hayret ediyor.

Dünya üzerinde en sevdiğim çorbalar :
  1. Yoğurtlu tarhana çorbası
  2. Ezogelin Çorbası
  3. Mercimek Çorbası
Fark ettiysen sevgili okur bu postta etli çorbalardan pek bahsetmedim. Benim kavram dünyamda yer almıyor çünkü. Tavuğu bile zor ekledim.

Sevgiler,

Fırın Temizliği

 Merhaba Sevgili Okur,

Buraya neredeyse her hafta pazar günü bir post yazıyor; neredeyse %80'ini de tamamlıyor, ancak ince detaylarını bitirmediğim için taslaklara kaydedip çıkıyorum.

Bu postu yazmaya da geçen hafta başlamıştım ve neredeyse ekimden beri pazar günlerimin %90'ında olduğu gibi yine temizlik ve yemek işleriyle haşır neşir olduğumu anlattım. O pazarın bir farkı vardı , haftaiçinden planımı yapmıştım: Fırını temizleyecektim. Normalde pek aklıma gelen bir aktivite olmamasına karşın instagramda kıyafet, makyaj ya da takı konusunda olduğum kadar fırın temizliği konusunda da influence oldum. Rossman'ın Domol markasına ait fırın temizleyeceğinin çok iyi olduğunu öğrendim. Bunun üzerine arkadaşımla buluştuğum bir vakitte Rossman'a uğrayarak gerekli teçhizatı edindim.

Beni etkileyen influencerın bu işlemi nasıl yaptığını anlatan storysi yok olduğu için ama neyse ki de şanslı günümde olduğum için bu sefer bir youtuberın videosunu kendime rehber edinerek fırın temizliğimi gerçekleştirdim. Öncelikle fırının içinde her yere sıktım, ardından 1 saat bekledim ve kirler zaten fırın tabanının merkezine toplanmıştı. ARdından güzelce defalarca sildim. Belim koptu sevgili okur. İnanılmaz kir çıktı, ürün gerçekten çok güzel olduğunu gösterdi falan ama belim de koptu. Ya bu işlemi daha sık yapmak lazım galiba fakat ben kendimi gecindirecek kadar temizlik ve yemek ancak yapıyorum, fırın temizlemek lükse giriyor.

Neyse sonuç olarak gerçekten içime sinen bir temizliğin ardından bölüm sonu canavarıyla karşılaştım. "E bu kimyasalı ben arındıramadıysam ya?" Bunun için de fırını cayır cayır boş çalıştırmam gerektiğini öğrendim. Ev ful kimyasal koktu. Midem çok bulandı. İlk kullanışımda da içime sinmedi ama neyse ki koku da yaptığım şeye sinmemiş. Yaptığım şeyle ilgili maceralarımı diğer postta anlatacağım. 

Sevgiler,