Defterime sakız yapışmış. Defterime sakız yapışmasından nefret ederim. Sakız yapışan bir biyoloji defterinde ders çalışmaktan da nefret ederim.
28 Şubat, 2011
O defteri asmak lazım kesmek lazım.
Defterime sakız yapışmış. Defterime sakız yapışmasından nefret ederim. Sakız yapışan bir biyoloji defterinde ders çalışmaktan da nefret ederim.
25 Şubat, 2011
Temsili Resim: Uyuyan İnsan

Çok mutluyum çünkü yapmam gerekenleri bitirdikten sonra-birkaç saat içinde-uyuyacağım. Ayrıca bir sürü pringlesım var ve bir kutu da kolam... Ve sevdiğim diyet bisküvilerden... Aslında sadece tadını seviyorum çünkü kolanın yanında diyet bisküvi yemek kadar büyük bir ironi olamaz.
How to lose friends..

Tam da "How to lose friends & alienete people/ Arkadaşları nasıl kaybedersiniz & insanları nasıl yabancılaştırırsınız"ı izliyordum ki Sumi'nin son postunu okudum. "Sağolsun Luigi bugün kafama dank ettirdi bu durumu. Hem de isteyerek yapmadı bunu biliyo musun. Netbook'unu inceliyoduk hep birlikte. Carolin 'gidelim artık eve hadi' diye beni çekiştiriyodu, ben ise Lu'ları bekleyelım diye didindim. Sonradan Lu 'göbek bağımız beraber kesilmedi ya kızım, gidin siz' dedi. Haklı kız. Ben niye arada hala bi göbek bağı varmış gibi davranıyorum? Neden insanları bu kadar sahiplenip sonra kaybettiğimde bu kadar çok üzülüyorum? Giden herkes 'giderayak bi lokma daha ısırayım' diyomuş gibi hissediyorum. Koskocaman bi kurabiye adam gibi. Ben olsam ben de ısırırım aga." demiş. O yüzden tüm keyfim kaçtı.
Sumimizakura, eğer kırdıysam seni, vallahi bilerek olmadı. Ben beklemeyin diye dedim; çünkü işimiz uzadı da uzadı. Ve öyle düşünerek, özellikle söylenmiş bir şey değildi.
Vicdan azabından geberiyorum.
Söyliyim dedim, seni severim bilirsin Sumi.
24 Şubat, 2011
Aşkolsun servisçi abi.
Bugün hayatımda ilk defa servisi kaçırdım ve eve tramvayla dönmek zorunda kaldım. En azından hiç yaşamadım demem. Dilşah ve Sumi'yle turist taklidi yapa yapa yürüdük durağa kadar. Şu turist taklitleri sayesinde gelişti zaten benim ingilizcem.Sumi beni mimlemiş. Onu da re-l mimlemiş. re-l'i de başkası mimlemiş. Bu işler böyledir zaten.
1. Gün içerisinde eğer gerçekleşirse şok geçireceğin şey:
500 TL kaybedince şok oluyorum. Beni daha çok şaşırtan aslında öyle bir parayı hiç kazanmadığım.
Çok kötü bir duyguydu...
2. Gördüğün zaman eğer almazsan uyuyamam dediğin şey:
Beğendiğim herhangi bir şey. Aslında alınacak bir şey olmasına da gerek yok. Bir şeyi aklıma koyduysam o uğurda tüm kaynakları gerekirse tüketir, o işi en kısa zamanda yaparım.
Genelde pire için yorgan yakmanın canlı kanıtıyımdır.
3. Uğruna diyetini bir kalemde bozduğun şey:
Künefe. Ama birisi içinde peynir olan ve sıcak yenen bir şeyi çok beğeneceğimi söylese inanmazdım.
4. Uğurun var mı?
Yok. Ama uğuru olanları çok kıskanıyorum. "Bu kolyeyi çıkarmayacağım" diyenleri falan. Çok denedim ama olmadı. Mesela annem gümüş bir bileklik almıştı, "bunu hiç çıkarmayacağım" demiştim, ama nereye çıkarmıyosun. Ertesi gün çıkarmıştım. Ara ara takıyorum.
5. Kendine en yakıştırdığın renk:
Yeşil. Başkası yakıştırmasa bile, ben çok seviyorum.
6. En sevdiğin takın:
Annemin aldığı bilekliğim. Uğurum olamadı ama en sevdiğim takım olmayı başardı en azından.
7. Takıntın:
Simetriye düşkünümdür. Yatarken ayaklarım soğuk bir şeyle temas etmezse uyuyamam.
8. Ben bu şarkıyı duyunca şakırım:
Jethro Tull-greensleved. Enstrümantel bir parça.
9. Solunda ne var?
Kahraman Tazeoğlu'ndan "bAŞKa"
Uğur Özakıncı-Siyah'ı hatırlatıyor. Yani güzel.

"Suskunluğum, konuşamamaktan ya da adam sansınlar diye değil, konuştuklarımdan yapılma silahlarla beni vurmasınlar diyedir." Kahraman Tazeoğlu-bAŞKa
"İşte bu beni anlatıyor!" dediğim cümleyi "bAŞKa"da buldum ben.
Hiçbir şeyi kimseyle paylaşmadığımı düşünenlere böyle bir izlenim vermemin sebebi budur. Değiştiremem bunu, bu böyle gider.
23 Şubat, 2011

Annem "Herkesin yazar olduğu bu dönemde sen bu işin bölümünü okumaktan bahsediyorsun" dedi, benim "Türk Dili ve Edebiyatı da fena değil hani" demem üzerine.
Müdür baş yardımcıları emekli olunca kitap yazacağı fetvasını vermişte..
Önce ciddi değil sandım, ama ciddiydi.
Sanırım bundan 20 sene sonra "istesem çok para kazanırım ama istemiyorum" diye ortalıkta gezen, beş parasız, Sliwer'ı boşanması ve avukatı olmam için iknaya çalışan bir avukat olacağım.
Kusura bakma Sliwer, bu bir kanka kanunu. İşsiz arkadaşına iş lazımsa gerekirse boşanıcaksın.
Dayım olmadığı için hakimlik, savcılık sınavlarını geçemem, noterlik sırası beklerim.
Çok güzel.
22 Şubat, 2011
Annem ev hanımı babam serbest meslek. Abim kolunu kırmış bizim mahallenin camisinin önüne selpak açmış.

Annemle zaman zaman şiddetli kasırga, zaman zaman yaz yağmurları tadında diyaloglarımız oluyor. Şiddetli kasırgalardan konuyu açmıyorum ki ağzımızın tadı kaçmasın. Diğer diyaloglarda annem daima benden kısa bir süreliğine şüphe ediyor. Şöyle ki;
anne: karnın aç mı tok mu?
didem: hayır!
anne: hayır ne demek?
didem: ha!? ne!? şey... tokum.
böyle bir çocuğum olsa şahsen ben döverdim. Dalga geçer gibi, şuna bak. Ama aslında o anda bir şey okuyordum, kafam dağınıktı yani. Ondan.
Bir de ortaokuldan liseye geçtiğim zaman şöyle bir diyalog geçmişti aramızda;
-Kızım, ortaokulda daima planlı çalışan okul kurallarına uyan bir öğrenci oldun. Umarım lisede de böyle devam edersin.
+inşallah anne.
-inşallah?
+ehehe, şey. tabii öyle olacağım anneciğim.
ve benim en sevdiğim, annemin sinirlerinin tepeye birkaç nanosaniyede zıpladığı diyalogtur.
anne: kızım ben halana gidiyorum. Bebeğin yatağını hazırlayacağız babaannenle. Geliyor musun?
didem: Yok anne. Ödevim var benim. Öykü yazıyorum.
anne: Ama babaannen pastalar börekler yapmıştır. Yine de gelmiyor musun?
didem: Yok anne, öyküyü bitirmem lazım.
anne: iyi o zaman. Aç kal. Evde yemek yok. Ben de yer gelirim. Başının çaresine bak. Çok istersen öykülerini yersin.
didem şok tabii!
annem bu diyalogların üzerine benim sabahları kendi kendime konuştuğumu iddia etti. Ama ben hatırlamıyordum konuştuğumu. Sonra arkadaşlarım da aynısını söyledi. Korktum ben de. Ama rehberlikçiyle konuştum bişey yok dedi, rahatladım.
8. sınıfta bir gün annemle matematik çalışırken ben kalemi ısırmaya çalışıyordum, Yavaş yavaş avıma yaklaşıyordum, büyük bir dikkatle; annem gördü sonra. "Didem napıyosun?" dedi. "Hiiç" dedim. Devam ettik çalışmaya.
ve dün annemin şoka girdiği bir şeyi anlatarak sözlerime son vermek istiyorum. Annem ıhlamurun yanında bir kase sütle nesquik yediğimi görünce "Ya bu nasıl bir zevk!!" dedi. Sonra kendisi nesquiki çerez gibi yedi.
Bu kadar.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
