30 Aralık, 2010

Prince Charming

Alp bana bakarken hiçbir şeyi doğru düzgün yapamazken, bana suçlayıcı gözlerle baktığında sağlıklı düşünebilmem mümkün değildi. Okulu astığımı fark etmişti. Okulu onun için aksatmamı bile istememişken zamanında, şimdi sarışının tekiyle günümü gün ediyordum. Onun penceresinden baktığımda durum böyleydi.

- Merhaba Alp. Edgar'ı biliyorsun, arkadaşım, bazı sorunları vardı, konuşmaya ihtiyacı vardı o yüzden...
Edgar lafa atladı.
- Selin neden saklıyorsun Alp'ten? Bizi sevgili sanarsa diye mi? Sanarsa sansın abi, yok böyle olay. Herif seni bu kadar üzdüğü halde sen hala onu düşünebiliyorsun. Söylesene, o senin hayatına zebellah gibi çöktü diye astın bugün okulunu. Onu anlattın bana saatlerce. Ama o beyefendi senin ne düşündüğünü umursamadığı gibi üstüne trip atabiliyor. Ve sen buna katlanıyorsun. Bravo ya. İkinizi de tebrik ederim. Salaksınız siz. Ben gidiyorum. Siz de defolup gidin bir yerlere, gözüm görmesin.

Alp neye uğradığını şaşırdı. Ben ondan da beterdim. Peşinden gitmeye çalıştım ama taksiye atladı. Bende para yoktu, otobüs bekledim. Eve ondan çok sonra varacağımı düşünüyordum ki, Edgar evde bile yoktu. Çok kızdı bana. Kendimi o kadar çok üzdüğüm için..

Pelin'e anlattım olanları. ''Edgar böyle korumacıdır hep, öğrendi ya senin üzüntünün sebebinin Alp yüzünden olduğunu, biraz daha üzsün o çocuk seni, Alp'ten gider sorar hesabını. Öyle birisidir. Bu arada sana kızmakta haklı ben de kızıyorum. Alp saçma sapan şeyler için trip atıyor sana. Haksız olan o. Aramayı aklından bile geçirme.'' dedi. Tek çareyi ders çalışmakta buldum. Gece 2'ye kadar fizik çalıştım.-işte dostlar dünyanın sonu geliyor- Yattığımdaysa uyuyamadım.

Kapkara tavanı seyrederken Alp'ti kafamda dolanan tilkilerin sahibi. Onu neden bu kadar sevdiğimi açıklamak için neden bulamıyordum. Alper onun yanında daha göze çarpıyor fakat Alp masum. Temiz duygularla hissediyor bir şeyleri ve tek bir gülüşü yeterli benim ona tekrar tekrar aşık olabilmem için. Hiç bilmediğim bir yerde kaybolduğumda aniden, tesadüfen karşıma çıkacak kişi olur Alp. Anlatamıyorum bile, tutuk tutuk oldu dilim.

Önemli olan tek şey onu çok sevdiğim. Onu kaybetmekten korktuğum. ve aslında ona hiç sahip olamadığım..

27 Aralık, 2010

Christmas gavur icadır, İngilizce gavur dilidir ve bu ülkede gavura gavur demek yassah hemşerim.

Sabah Pelin beni uyandırmaya geldiğinde ben çoktan uyanmış, okula gitmenin ne zamandan beri benim için bir işkence olduğunu anlamaya çalışıyordum. Ulan dünyanın en salak kızı benken nasıl oldu da böyle saçma salak şeyler yaşadım, yaptım hiç bilmiyorum.

Önce çiftlikte gördüğüm birinden etkilendim. Ama öyle böyle değil. Sonra onunla naptım ettim tanıştım, o beni reddedince en yakın arkadaşıyla sevgili oldum, ondan ayrıldım yine ilkiyle yakınlaştım, sonra bir gay'le takıldım, şu an ise Alp'i seviyorum, kısacası dipteyim sondayım depresyondayım.

Yataktan kalktım, okula gittim. Fizik dersi vardı, hoca çok kızdı ödevimi yapmadım diye. Dakikaları saydım fizikten çıkmak için, öğle tatilini zor ettim. Hazel geldi '' Eeh, yetti canıma, ne olucaksa olsun. Ben Alper'i seviyorum.'' dedi. Dünkü konuşmamızı hatırlattım ona, çok kızdı. Haklı olduğumu biliyordum..

''Ben de Alp'i seviyorum da sevmekle bir şey olmuyor'' dedim. ''Olur. Okullarına gidelim.'' dedi. ''Bu saatten sonra gidemem.'' dedim. Gitmedim. Ama çok istedim... Onu görmek, konuşmak.. Her şeyi kendi ellerimle mahvetmiştim, özür dilenecek bir durum da değildi. Karışıktı. Ooof.

Edgar aradığında neredeyse ağlayacaktım. Bizim okula geldiğini, kağıda olduğunu söyledi. Koştur koştur çıktım. Kapıdaydı.

- Aa! Nerden çıktın sen?
- Alışverişe çıktım. Christmas işi var bizde biliyorsun, onu hallederim diye. Sana noldu böyle, dokunsam ağlayacaksın?

Fark ettim ki ben ona Alp'i falan anlatmamıştım eskiden bu çocuğa yanık olduğumdan.
Ve yaşlar şıpır şıpır aktı gözlerimden...

Edgar garibim, panik yaptı. Ne yapacağını bilemedi. Pılımı pırtımı aldım okuldan, gittik sessiz sakin bir yerde oturduk. Başından sonuna kadar anlattım olayı. Ne kadar kötü bir durumda olduğumdan, bunun da farkında olduğumdan bahsettim.

- İmkansız gözüyle bakıyorsun olaya, ama öyle değil. Bir şansın var. Ve kendini kötü hissetme. Bunu herkes yaşıyor.

Böyle bir sürü şey söyledi. Ağladım, konuştum rahatladım. Sonra o kız arkadaşlarını anlatırken, eve doğru yürüyorduk. Alışveriş yalan oldu tabii. Yolda güle oynaya giderken Alp'le karşılaştık.

Bana attığı o pis bakışı unutamam. Önce biz göz göze geldik, sonra sanırım Edgar'la göz göze geldi.

Okulu asmıştı. Okulu astığımı fark etmişti.

- Keyifler yerinde sanırım. Muhabbetiniz daim olsun, çiftlik çınlıyordu neşeli kahakahanızla. dedi.

Bir şey diyemedim.

22 Aralık, 2010

Ice Americano vs Ice Latte

Sumi'nin bahsettiği gay arkadaş durumu bende gerçekleşince, bu işlerden elimi eteğimi çekmeye karar verdim bir süre. Dokunduğum yeri kurutuyorum ve bunu diğer kızlara yapmaya hakkım yok. Bu şekilde yattım uyudum.

Ertesi gün okulda önce Eren'in yanına gittim.

- Kavga etmişsiniz Özgür'le?
- Evet. Bu sefer bitti galiba.
- Ama Eren haksızsın. Çocuk seni çok seviyordu, sence onları duymayı hak etti mi?
- Peki sence hayatımın içine bu denli girmeyi hak edecek biri miydi?
- Öyle ama...
- Selin onu seviyorum ama bir hayatım var. Siz varsınız. Önceliklerim var. Ben bunları gayet iyi biliyorum. Bir süre üzülürüm biter.

Konuşmak istemiyordu. Çok üzgündü. Üstüne gitmedim. Halletmem gereken diğer bir iş Hazel'di.

- Alper nasıl haberin var mı Hazel?
- Ay ne haberi be. Banane ondan.
- Hazelcim kasma. Salak değilim farkındayım her şeyin.
- Ne farkındası? Farkındalık testi mi bu?
- Üzgünüm canım ama onu seviyorsun.
- Yok öyle bir şey.
- Haz..
- Selin kes sesini. Yok öyle bir şey diyorum.

Onu düşünceleriyle yalnız bıraktım. Ertesi gün, onu sevdiğini itirafedeceğine emindim.

Pelin gün boyu biraz dalgındı. Sebebini sordum. ''Yiğit.'' dedi. Şu ergen kızların hayatında aşktan farklı konular da problem olsa keşke...

Okul çıkışı ona pastaneye gitmeyi teklif ettim. Gittik. Amerika'dakilerden bahsetti. Yiğit'ten bahsetti.. ''Ben.'' dedi. ''Bu çocukla vakit geçirmeyi çok seviyorum.'' dedi. ''Ama Gırgır'da iddia sonucu tanıştık yani bana gelmez öyle şeyler.'' dedi. Bir süre bunu tartıştık falan. En sonunda o da bunaldı. ''Dur sana bir profiterol ısmarliyim.'' dedi. Garsonu çağırdık. Uzaktan cool gibi görünüyordu, kırmızı kazaklı falan ama yanımıza bir geldi. ''O bi' gülmesin.'' dedim. Pelin de onayladı. Lanetli gibi bir şeydi çocuk tövbe ya. Zaten kahve isterken artistlik yaptı bana. Menüye baktım Ice Americano var. Denemedim daha önce ama adı hoşuma gitti o anda. Dedim ki;

- Ben bir ice americano alayım.
- O biraz serttir ama. Sade Türk Kahvesi'nin içine buz atıyoruz.
- Sorun olmaz ben severim.

Pelin de destekledi:

- Evet evet, Selin sever sert şeyleri. Peli ice latte nasıl?
- Sütlü nescafe'ye buz atılmış gibi.
- Peki, ben de onu alayım.

Garson uzaklaştığında Pelin'i dürttüm.

- Bittim ben Pelin. Kesin expresso single gibi bir şey americano. Nasıl içicem ben onu ya!
- Çocuğa artistlik yaparken iyiydi. Bir de eli yüzü düzgün olsa neyse.

İçime kapandım kahveler gelene kadar. Geldi, tadına bir baktım, aynı expresso single. Soğuk hali. Berbat bir tattı. İçemem dedim Pelin'e, ama bir yandan garson bizim masayı gözlüyor, hesabı getirdiğinde ''Ben size söylemiştim.'' falan diyecek diye çok korkuyorum. Gurur meselesi yaptım. Ben bunu içerim dedim. Pelin ''Taş-kağıt-makas oynayalım, kaybeden 30 saniye içer.'' dedi. Yaptık. Üst üste iki kere kaybettim. İçtim de. Ama midem nasıl oldu anlatamam. Kusa kusa çıkabilirdim o anda o pastaneden. Sonra Pelin iki kere kaybetti. İçti, o da kötü oldu. Sonra dedi ki ''Arkanda oturan biri var, baksana nasılmış, gözü bizim masada.'' Baktım. Herif 30larındaydı resmen. Ya da 25 üstü. O kadar vardı ama. Karttı bize göre. ''Oha Pelin herif sübyancı mıdır nedir.'' Hayalleri yıkıldı garibimin. Bir bardak ice americano'yu içmem yetmezmiş gibi, ikizime elin 30 yaşındaki herifi asılmıştı. Sinirim bozuldu. ''Kalk gidiyoz.'' dedim. Çektik eve geldik.

Edgar yazık mahcuptu dünden sonra ama ben normal davrandım o da normal davranmaya başlayabildi. Kıyamam ya. Zaten memleketinden uzakta..

Gece yatağa yattığımda aklım Hazel ve Eren'in problemlerindeydi.
Ergen ve salak olmak gerçekten zor. Belki öyle olmasam onlara yardımcı olabilirdim...

21 Aralık, 2010

Gay Guy*

Ertesi gün, Edgar'la sözleştiğimiz gibi alışverişe gittik. Kahvaltıyı yaptığımız gibi gittik hem de. Pelin mırın kırın etti. Gelmek de istemedi, evde tek kalmak da. Hazel'i de arayıp Eren'lere gitmeye karar verdi. Cici kız modu. Yersen.

Biz de Çiftlik'in en başından başladık mağazalara girmeye. Kendime bir pantolon, Pelin'e bir tişört, Edgar'a da hediye olarak bir atkı aldım. Zaten çok yakışıyor atkı ona. O da bana deri eldiven aldı, siyah. Çok tatlılar. Alışveriş boyunca tek kelime şikayet etmedi. Sadece bir kere ''Enerjine hayranım, ben çok yoruldum.'' dedi. Kıyamadım, bir yere oturduk. Zaten üşümüştük de. Sıcak çikolata içtik.

- Teşekkür ederim benimle geldiğin için. Tüm stresimi attım sayende.
- Ben de çok eğlendim. Sinemaya gideriz bir günde.
- Gitmez miyiiiz. Gideriz tabii.

Çok şirin ve romantik. O adeta Cenk Erdem'in bahsettiği kendinden prensli beyaz at...

Eve döndüğümüzde gerçekten çok yorulmuştuk ama benim için önemli bir gündü. Tüm günü Edgar'la geçirmiştim. Eheh, hem de baş başa. Sonra o bana yemek hazırladı. Güllü, çiçekliydi yine. Yemekler de çok lezzetliydi. Herif işini biliyor ya. Yemekten sonra ikimiz de yorgun argındık ve üstüne üstlük karlı havada bütün gün sokaktaydık o yüzden battaniyeye sarınıp oturma odasına geçtim. O da yanıma oturdu. Pelin hala ortalarda yoktu. Aslında saat o kadar geç değildi ama çok yorulmuştum o yüzden uykum gelmişti. Başımı Edgar'ın omzuna yasladım. Bana daha da yaklaştı, sarıldı. Sanki yanan bir şöminenin karşısındaydık... Ama öyle bir şey yoktu tabii. O ortamın hiç bozulmaması için içimden binlerce kez dua ettim. Sonra bana ''Selin.'' dedi. Kafamı ona doğru çevirdiğimde yeşil gözleriyle karşılaştım. Yeşilin en güzel tonuydu sanki... Yüzü yüzüme çok yakındı. Kendime engel olamadım, ona doğru yaklaştım. Öpmek için. Sanki nutku tutulmuştu. Geri çekilemiyordu, ama öpemeyeceği de belliydi. O sırada lanet olası bir ses duydum. Pelin'den.

- Selin sen ne yapıyorsun!

La havle çekip ona döndüm.

- Ne yapıyormuşum Pelin? Hı?
- Sonra anlatırım. dedi ve gitti. Ama kahkaha sesleri bana kadar geliyordu. Edgar'a tekrar baktım. Yüzü kıpkırmızı olmuştu.

- Şey, ben sadece arkadaşız sanıyordum Selin. Kusura bakma, şaşırdım biraz. Ben, pek sizin gibi değilim. Yani, sizin gibiyim bir bakıma.. Neyse işte Pelin söylese daha iyi olur.

O da gitti. Ben de odama gittim, olanları anlamaya çalışıyordum. Pelin geldi, neredeyse üstüne atlayacaktım.

- KONUŞ!
- Selin Edgar kızlardan hoşlanmıyor. Anlarsın ya.

Dünyam tam da o anda başıma yıkıldı. İşte bu her şeyi açıklıyordu. Alışveriş sevmeler, romantik tavırlar, süslü püslü yemekler..

Kalktım yanına gittim Edgar'ın.

- Edgar. Şey, ben çok üzgünüm sanmıştım ki.. Neyse ama, zaten saçmaydı.
- Sanırım bir daha beni görmek ist..
- Sinemaya ne zaman gidiyoruz?

Ona gerçekten kızgın olmadığımı anlayınca gözleri parladı. Benimle arkadaş olmayı sevmiş gerçekten. Zaman geçirmeyi... Bu da bir şeydir.

Sonra rahat bir uyku için odama döndüm. Biraz tuhaflaşmıştı her şey ve hayal kırıklığı elbette vardı ama o kadar sorun etmemiştim. Zaten sorun etmeye vakit yoktu Pelin konuşmaya başladı.

- Eren'le Özgür kavga etmiş.
- Neden!?
- Eren Özgür'e ''Hayatımı hep sana endeksledim, beni çok kısıtlıyorsun. Arkadaşlarımı bile ekiyorum senin için ve vicdan azabı çekiyorum sonra. Beni çok yoruyor.'' demiş. Özgür de kırılmış tabii. Bir süre uzak kalmak istemiş. Eren çok üzgün.
- Yarın giderim yanına.
- Bu arada Hazel senden köşe bucak kaçıyor.
- Ayol o neden?
- Alper'den hoşlanıyor galiba. Yani öyle olduğundan şüpheleniyor. Bu yüzden çok sinirli ama senden çekiniyor.
- Amaan o köprünün altından çok su aktı. Endişelenmesin. Onunla da konuşurum.
- Doğru, Edgar vardı. Anlatsana nasıl oldu.
- Uykum var. dedim, döndüm uyudum. Dalga geçmeye yer arıyor. Gülerek odasına gitti, Edgar'a da sormuştur kesin aynı soruyu.

Pis ya. Sinir bozucu



*Sliwercım bu söz öbeğini bularak asrın deyimini icat etti. Çelengini takdim etmek üzere kürsüye davet ediyorum.

20 Aralık, 2010

Romantiksin, rüyalarda yaşarsın...

Ertesi gün aşırı kar yağışı yüzünden okullar tatil edilmiş biz de evde bunu bir şampanyayla kutladık. -demek isterdim fakat ben yalvar yakar Pelin'e sıcak çikolata yaptırdım öyle kutladık. Ben dedim ki ''Gırgır'a gitmeliyiz.'' Pelin dedi ki ''Gırgır'a gitmeliyiz!'' ''Edgar dedi ki ''Gırgır ne?'' Açıkladık.

- Bak Edgar, Gırgır bir cafe. Gençler takılır. Biz neyiz? Genciz. Yani biz de takılırız. Çok eğlenceli canlı müzik falan var. Pelin'le hep oraya gidenlere özenirdik. İlk gidişimiz olacak.
- Harbi çok pis özenirdim. Ulaşılmaz gelirdi o zamanlar Gırgır.
- E o zaman ben kızlara haber saliyim. dedim ve telefonu elime aldım.

Eren ve Hazel'i aradım. ''Akşam Gırgır'a gidiyoruz. İtiraz istemem.'' dedim. ''İtiraz eden kim ağbi?'' dedi Hazel. ''Gırgır mı!? Hani şu nirvana olan!? Ben varım!!'' dedi Eren.

Bütün gün evde onun hazırlığını yaptık. Size Gırgır'a gitmenin önemini şöyle anlatabilirim: Bir dönüm noktasıdır o. Ya Gırgır tayfasındansındır, ya da değilsindir. Öyle bir durum. Edgar yarappim nasıl bir insan o ya. İlk gördüğümde pek hoşlanmamıştım ama ağız burun hokka gibi herifte. Giyinmekten harbiden iyi anlıyor. Bu sefer kazak giymiş ama nasıl yakışmış anlatamam. Siyah keten pantolon giymiş, siyah uzun mont. Botlar o biçim. Destansı yani. Pelin ekose desenli bir çorap giymiş, üzerine şort ve üzerine sade siyah bir badi. Topuklular yine iki Pelin konseptinden yola çıkılarak seçilmiş. Çok şık olmuş. Ben bir elbise giydim, dizlerimin üzerinde. Nasıl anlatsam boyunu bilemedim. Pelin'in ayakkabılardan birini de aşırdım. Hoş oldum övünmek gibi olmasın.

Sonra otobüse binip Gırgır'a gittik. Ya, ne zaman havalı bir şekilde şehirde ulaşım yapacağım hiçbir fikrim yok. Donanmış gelinler süslendik ama gidip otobüse bindik şu işe bak.

Uzatmiyim, Gırgır'a gitmek üzere Eren ve Hazel'le buluştuk okulun önünde. Onlar da destansı görünüyorlardı. Hazel mini etek giymişti, Allahı var çok yakışmış kıza. Eren dar kot giymiş, beyaz badi giymiş, topukluları da çekmiş. Topuklu ayakkabı ve pantolon zaten süper oluyor, beyaz badiyle kot da keza öyle, bu üçü harika olmuştu. Ulan süslenmiştik o kadar uğraşıp ama değmişti yani.

Gırgır'a girişimiz ayrı bir güzeldi. Edgar'ın hele havasından geçilmiyor. Dört adet taş gibi kız herifin peşinde pervane. Ama koluna girme şerefine nail olan bendim. Ay içim kıpır kıpır oldu dokundukça. Zaten biliyorsunuz her daim gülümsüyor o. Eridim bittim. İçeri girdiğimizde ortam zaten loş, etkilenmem birkaç kat arttı. Ama merak etmeyin +18lik mekanlardan değil. Kafe ve bar tarzı karışık bir yer. 18 yaşından küçüklere alkol satışı yapılmıyor, kimse sarkmıyor vs.

İçeri girdik, geçtik bir yerde oturuyoruz. Pek dikkat etmiyorlar bize ama. Dağıldık içeride. Edgar dedi ki ''Selin yanımda kal, herifler sarkacak falan, kavga etmek zorunda bırakma beni.'' 16 yaşındayım, hala sübyanım, kimsenin umrunda değilim; ama o unutmuş galiba. Benim de işime geldi. Dibinden bir saniye ayrılmadım. Çift gibi takıldık falan güzeldi yani. O sırada Eren, Pelin ve Hazel birlikte takılıyorlardı. Bir masaya gitmişler, avlarını bekliyorlar, bir yandan vişne sularını şarap diye yutturuyorlardı. Sanırım fikir Eren'den çıkmıştı. Ah şu gençler...

Edgar'a yavşayan kızlar oldu, hepsine çok sinir oldum dövmek istedim ama Edgar hissetti galiba, başından kibarca savdı hepsini. Dedim ki ''Haydi kızların yanına gidelim.'' Hala sap olan arkadaşlarımızın yanına gittik. Eren'le Pelin içecek (vişne suyu) almaya gittiler. O sırada Alper'i gördüm. Hazel'i dürttüm. {Kafiyeye gel}

- Bak sen... Kimler varmış burada.
- Üff. Yine mi onlar ya.

Alper birkaç arkadaşıyla gelmişti. Beni gördü, hemen yanımıza geldi ve Edgar'a ölümcül bakışlar attı. Ama benden sonra Hazel'i görünce bakışları baya bir yumuşadı. Gözleri direk kızın bacaklara gitti. Pis sapık nolucak. Hazel'e selam verdi. Hazel de karşılık verdi. Sanırım o da biraz etkilenmişti. Allahı var hoş çocuk ama işte huyu kötü anam. Düşündüm. Hazel'le Alper çıksa, bir şey hissetmem tabii yanımda Edgar varsa.. Alper Hazel'le bar tarafına gitti, bir şey alamayacakları halde, Hazel'le konuşmaya çalışıyordu, Hazel de istemem yan cebime koy edasıyla karşılık veriyordu. Biz de Edgar'la tekrar baş başa kaldık.

- Yarın ne yapsam acaba ya? Çok sıkıldım. Sen ne yapacaksın Edgar?
- Sen ne yaparsan onu. Alışverişe gitmeye ne dersin?
- Nasıl yani? Birlikte mi? Erkekler alışverişten nefret eder!
- Ben de tek başıma gitmeyi sevmem ama seninle eğlenceli olabilir.

O anda mutluluktan başm döndü. Sanki 700 promil alkol almışım da dünya bir tarafıma minareymiş gibi hissediyordum. Bir erkek. Alışverişe gitmek istiyor. Benimle. Kendi iradesiyle.
O anda geçirdiğim küçük çaplı fenalıktan sonra kendime zar zor geldim ve bakışlarımı bardaki Hazel ve Alper'e çevirdim. Hazel Alper'i saptayamadığım bir nedenden ötürü tersledi. Alper trip attı döndü gitti. Hazel sinirlendi saçlarıyla oynamaya falan başladı. Yanında bir kız vardı. Konuşmaya başladı.

- Üzülme. Tartışmalar her çiftin yaşadığı sorunlardır.
- Ne çifti ya. Biz çift falan değiliz, olamayız da.
- Dışarıdan şey sanmıştım..
- Neyse ya. Sinirlerim bozuldu işte. Aslında şu sahnedeki de fena değilmiş.
- Şey.. O benim sevgilim.

O anda Hazel'in yüzünü görmeliydiniz. Ben gördüm, kahkaha atmaya başladım. Edgar anlam veremedi.

- Şey, çok pardon ya ben bir arkadaşa benzettim galiba. Allah sahibine bağışlsın. Merhaba ben Hazel.

Kız anlayışlıydı da Hazel'in ağzı ve burnu arasındaki mesafede oynama yapmadı. Neyse ki.

- Ben de Eylül. Memnun oldum. Sahnedeki gitarist benim sevgilim. Aslında bu durum başıma çok gelir o yüzden alıştım artık. Onun yüzünden hep buralarda takılırım. Bir daha karşılaşırsak, mutlaka görüşelim.

dedi ve çıktı gitti. Hazel de yanımıza geldi yediği bu naneyi anlattı. Komik kız.

Edgar, kahramanım, beyaz atlı prensim bizden birkaç yaş büyük olmanın verdiği sorumlulukla bizi toparladı, saat ilerledi gerekçesiyle evimize götürdü. Ben onu düşünerek uykuya daldım, o ise en son horluyordu...

OOC//Yayınımıza kısa bir ara


Şimdi efendim ben gerçek yaşamımda sevindirik bir kız olduğum için söylemeden edemeyeceğim. Bir öykü yarışmasına katılmıştım.(AB Öykü Yarışması) -Ne sürpriz, ben öykü yazmaya meraklıyım.- Dereceye girmişim ilde. Söylemek istedim. Ama yorum yazmayın nolur. Utanıyorum. Sevindirik gibi söyledim zaten bunu hemen size. Rezilim.

19 Aralık, 2010

Kilise Düğünleri *Sliwer'a göz kırpışlar*

Ertesi gün Pelin'i uyandırmam zor oldu. Hem de çok zor oldu. Gece geç geldiği için kalkamadı bir süre. Kendini hala Amerika'da sanıyor. Ama bana külyütmaz Selin derler.

Tıngır mıngır okula giderken aklım Egdar'la evde kalmıştı. Bunu Pelin'e söylemedim, yine kahkaha krizine girmesinden korktum.

Okulda Eren sıranın üzerine yatmış hayal kuruyordu. Kafasının üzerinde uçuşan hayalleri ben bile görebiliyordum. Bir ev, bir araba, topuklu ayakkabılar, Eyfel Kulesi'nin önünde bir resim, Özgür...
Beni gördüğünde hayallerine bir 'pof' sesiyle ara verdi. Duydum o sesi.

- Selin Özgür'le tartıştık.
- Neden?
- Gözümün önünde bir kızla flört etti.
- Eyvahlar olsun! Nasıl?
- Bir mağazaya giriyorduk. Ben girdim önce. Peşimden kızın teki daldı. Bu da kapıyı tuttu kız için. Kız buna gülümsedi. O da karşılık verdi.
- Asrın hatası!
- Aynen öyle. Ayrıldık önce, ama sonra barıştık.
- Sanırım ayrıldım ama sonra barıştım demen lazım. Zira haberi olduğunu bile sanmıyorum.
- Eh, biraz öyle. Kıymetini bil hazır varken.

Ben Eren'e nutuk çekerken Hazel ''Selin müzikçi seni çağırıyor.'' diyerek içeri girdi. Koştur koştur yanına gittim hocanın.

''Bak Selin.'' dedi. ''Bazı problemler yaşadığınızı duydum.'' dedi. ''Bu şekilde çalışamazsınız sanırım.'' dedi. ''Zaten benim sizinle farklı planlarım var. Bağımsız bir grup olacağız ve grubu yenileyeceğim.'' dedi. ''Ama gidip o okulun hocasına bu durumu senin de söylemen lazım.'' dedi. ''Öğlen bir ara git.'' dedi. ''Peki hocam'' dedim ama hiçbir fikrim yoktu nasıl olacağıyla ilgili.

Durumu Pelin'e anlattım, umursamadı fazla. Eren ''Yanında olmak isterdim ama Özgür'ü görmek istemiyorum bir süre.'' dedi. Hazel atladı. ''Gidelim de Alper'le yarım kalan işimizi bitirelim.'' dedi.
İşleri yarım kalmamıştı zaten bitirmişlerdi ama Hazel'e söylemedim çok sinirliydi. Kavga falan çıkarır, bela alırız yok yere diye gelmesini istemedim. Biraz kızdı. Takmadım o kadar.

Gittim öğlen conconların okuluna. Henüz dersten çıkmamıştı onlar. Bahçede oturdum bekledim.
Ne farklı duygularla hayatıma girmişti bu okul. Alper'in hayatımın aşkı olduğunu sanmıştım. Sonra Alp vardı.. Eren Özgür'ü tanımıştı. O zamanlar bu okulun önünden her geçişimde içimin bu denli burkulacağını düşünmezdim. Alp'i her gördüğümde ilk anda duyduğum üzüntünün tekrarlanacağını da... Dersten çıkmışlardı. Yanıma geldi yavaş yavaş.

- Nasılsın Selin?
- İyiyim Alp. Sen nasılsın?
- İyiyim. Hayırdır?
- Müzikçiyi görmeye geldim. Gruplar ayrılıyor da.

Aynı burukluk onda da vardı.
- Şu hale bak. Neyse. Hoşçakal.
- Hoşçakal.

Artık 'görüşürüz.' demiyor..

Alper'i görmeden -neyse ki- müzik hocasıyla konuşup işi halledebildim. Gruplar resmen ayrılmıştı. Geldiğimiz gibi sessiz sedasız gitmiştik hayatlarından da okullarından da... Öğleden sonra okul sorunsuz geçti ve eve döndük.

Eve girdiğimizde burnuma dolan kokular aklıma Edgar'ın aşçılık okulunda okuduğu ihtimalini getirdi. Kesin öyleydi. Ama sordum, normal senin benim okullarımızdanmış. Sanırım benden iyi yemek yapmasını kıskanıyorum. Ama evde oturup oturup bize yemek yapması da ilginç. Kesin o da benden hoşlanıyor.

Tam Pelin'e bu konudaki teorilerimi anlatacaktım ki o konuşmaya başladı.

- Bugün şu geçen gece tanıştığım çocuk aradı. Öğlen buluştuk bir yerlerde oturduk. Konuştuk falan. Hoş sohbet biri.
- Bu durum yemekte bile mesajlaşmanı açıklıyor.
- Öyle değil ya. Normal konuşuyoruz.
- Pelinciğim. Filmlerde, kitaplarda ve gerçek hayatta bu cümle söylendikten hemen sonraki gün, bak bir hafta bile geçmeden, ''ben ona aşığııııııım'' durumlarına giriyor genç kızlar. O yüzden öyle söyleme. Bu arada. Adı ne bu keratanın?
- Yiğit.
- İyi. Yarın da onu sevdiğini öğreniriz.
- Sanmıyorum. Ben yatıyorum ya moralimi bozdun.

Pelin saat 6'da (yazıyla 6) uyumaya gitti. Aslında bence odasında Yiğit'le konuşuyordu. Neyse kurcalamıyorum.

Edgar oturma odasında oturuyordu. Bir dizi izliyordu anlamaya çalışıyordu yazık. Yanına gittim ben de. Oraları özleyip özlemediğini sordum. Özlüyormuş ama bura da eğlenceliymiş. Mutluymuş ,sadece evde tek kalmak sıkıcıymış. Muhabbetimi falan sevmiş benim.Mest oldum mest. Baya bir konuştuktan sonra, yatmaya gittim. Rüyamda Edgar'la bir kilisede evleniyorduk. Töbe töbe kafir olup çıkıcam.