30 Ocak, 2016

Bir haber: Tırnak yemeyi bıraktım. Yine.
Keşke bu sefer kesin, diyebilseydim. Yine de hevesimi kırmamak için ilerisini pek düşünmüyorum. Çok güzel bordo bir oje almışım, rengin o kadar güzel olduğunu alırken fark etmemiştim, benim tırnaklarımda güzel durmadı hak etmedim hiç, tırnakları güzel bir arkadaşıma hediye edeyim en iyisi.

Saat 12'yi vurduğuna göre gideyim uyuyayım, sabah kahvaltıya gideceğim(doğum günü kahvaltısı. Yok ya öyle değil tesadüfen doğum günüme denk gelen bir kahvaltı organizasyonu. okuyorsa öpüyorum) erken kalkmak gerek. Nasılsa 31 Ocak'a girdik, milyon tane post atarım, keyfim bilir.

Geleneksel 31 Ocak Postu

Bir 30 Ocak gecesinden daha merhaba, sevgili okur.

Mesela 2013 yılında da yazmışım bu minvalde bir yazı.Aslında postlar arasında kısa bir araştırma yapana kadar her yıl yazdığımı zannediyordum. Tamam, peki, kabul, çok savsaklıyorum bu işleri, üstelik de kendime kızıyorum sonra. Burası okuyucularla etkileşimli bir mecra değil, ileride hafızamı kaybedersem bana hayatımı hatırlatacak kara kutu aslında, o yüzden yazmalıyım, daha çok yazmalıyım. Kime diyorsam...

Her 30 Ocak gecesinde içimde bir heyecan olur, 31 Ocak gecesinde ise burukluk... Doğduğu günle vedalaşması insanın sana da buruk gelmiyor mu? :(

Pekala, biraz uzaklaşalım bu konudan. Başarılarımdan bahsedeyim sana, yok canım, derslerden değil. Okul konusundaki büyük çuvallamamın ardından kendimi alternatif başarı arayışlarına çevirdim ve her tatilde gelen can sıkıntısının bu tatilde de beni yalnız bırakmamasıyla yeni versiyon Sims oynama ihtiyacına sahip oldum. Sims 4'ü yüklemeye karar verdim ve Sims 3 yükleme başarım(yüklediğim ilk oyun) yerine 4'ün geçmesiyle eskimiş oldu. Yükleyene kadar kaç forum dolaştım, kaç video izledim haddi hesabı olmamasına rağmen yeni sim'lerimle yaşadığım mutluluk zafere giden yoldaki zorlukları unutturuyor. Annem için ise ha oyunlar1'deki puanlı giysi giydirme oyunları, ha sims... "O insanları uyutunca ne oluyor?" diye sorunca cevap veremediğim için böyle düşünüyor. Haklı da bir yerde.


Bir diğeri de annemle puzzle yaptık, en yeteneksiz aşırı yeteneksiz olduğum konu diye düşünürdüm. Fakat anladım ki isteyince yapılamayan şey yokmuş....... Yok hayır, merak etme, kaldığım derslerin soktuğu depresyonunun konusunu açmayacağım tekrar tekrar.

Bildiniz, o kadar laf salatası yapmamın asıl sebebi fotoğrafı paylaşmaktı. O yüzden 31 Ocak'ta görüşene dek hoşçakalın sevgili okur.

16 Ocak, 2016

Diylan

Günü gününe yazar/şair/oyuncu ölümleri ya da doğum günlerini takip edemiyorum, bu yüzden Nazım Hikmet'e de bir ayrıcalık yapamadım. Fuarda şiir kitabı satmak isteyen bir yazara çok üzülerek şiirin hikmetinden anlamadığımı söylemişken bunu yapmaya elim gitmedi açıkçası. Ama valla kırmamak için çok uğraştım hanımefendiyi, hikmet bile dedim. Fakat hayat uzun, ölüm acımasız... Elbet bir gün ben de bir ünlü adına yas tutacağım, o da -ömrü uzun olsun- Bob Dylan'dan başkası değildir. :(

İnsan isminin Ramona olmadığına üzülüyor.

Bu tatilde çok Dylan dinleyip bol Dickens okuyacağım. Cenneti dünyada yaşamayı hedefliyorum.

//Postu ilk seferde yayımlayıp hemen sonrasında uzatırım diye silmiştim. Ceren de fark etmişti. Günlerce taslaklarda kaldıktan sonra kaçıranlar ve yeniden okumak isteyenler için noktasına dokunmadan tekrar yayımlıyorum. Aferim. 

12 Ocak, 2016

Az önce YGS başvurusunu son adımına gelip iptal ettim.

Çünkü Community izlemenin vakit geçirmek için çok daha verimli bir yol olduğuna karar verdim.

Bu işlemi şu anda düşünmeyi reddediyor, ileriki bir süreçte düşünmek üzere erteliyorum.

Müşterek Dostum

Madem New York Halk Kütüphanesi görsellerini açmış, bize de kullanmak düşer. 

2016'ya girerken bir ajanda hediye edildi bana ve ben de her sene yaptığım gibi bu yıl da düzenli olarak günlük yazma kararı aldım. Fakat elbette başarısızlıkla başladım bu hedefe. Önce yurtta kalıyor olmayı bahane ederek -ne alakaysa- yazmayı aksattım, Samsun'a geldiğimde de bütünlemelere çalıştığım gerekçesiyle yazmıyorum. Sanırım asıl sebep yazmayı gerektirecek önemde olaylar yaşamıyor oluşum olabilir, ya da gündemki üzüntüler gibi şeyleri ileride hatırlamak istemiyor oluşum...

Biraz da sebep burası. Tamam, çok geçerli sebepler değil hiçbiri, farkındayım. Hele buraya da kırk yılda bir yazıyorken hiç de kabul edilebilir bir bahane olduğu söylenemez; fakat elimden geleni yapıyorum işte. Kendime sorumlu hissediyorum, kimseye değil de.

Az önce de laf arasında bahsettiğim gibi, Samsun'dayım ve evden dışarı çıkmıyorum.

 (Bu arada bahaneyle şu şarkıyı bir kez daha dinleyelim: Şunu)

Elbette bunun için de sayısız bahanem var. Öncelikle bugün dışarıda Bursa'nın çatı uçuran fırtınalarından vardı. Ya sen Samsun'sun ne fırtınası dedimse de bir türlü dinmedi. İkincisi bir haftadır ağır hastayım öksürmekten ciğerlerim dışarı çıkacak, annemler sigara içtiğimden şüphelense yeridir. (ANNE VALLA İÇMİYORUM YAA!) Ve üçüncüsü bütünlemelerim var. Evet saygıdeğer okur, çoğul halinde bütünlemeden bahsediyorum. Sayılarını iki diye tahmin etsem de, üç olmayacağının garantisini kim verebilir? Ben bu garantiyi annemlere veremiyorum en azından. Miskinlik ve ev rahatlığıyla da birleşince bütün bunlar, ekmek almak için dahi dışarı çıkmadım. Yarın YGS başvurusu için eski liseme uğramayı düşünüyordum -mezun olalı beri yalnızca bir kez gittim, çok hayırsızım- onun da internet üzerinden yapıldığını öğrendim. Pazar günü Ankara'ya gitmek üzere yola çıktığımda Samsun havasını teneffüs ederim sanırım.

YGS'ye Ankara Üniversitesi tişörtümle girip herkesi depresyonlara sokmayı planlıyorum. LYS'ye de ODTÜ tişörtüm ve Ondokuz Mayıs Üniversitesi tişörtümle girerim. Moral bozukluğu yaratmamı istediğiniz özel bir lokasyon varsa istekleri alabilirim, ya da üniversite tişörtleriyle destek verecek olan gönüllüler varsa yorum bıraksın.

Bu postun esas amacı aslında görselle de bağlantılı olarak, tatil planlarımdı. Tatilde dünya edebiyatının tuğla taşlarından -ebatını bilen bilir- Müşterek Dostumuz'u okumayı planlıyorum. Bir de bizim Atakum'a güzel kafeler açılmış oralara gideriz dışarı çıktıkça. Pek bir planım yok açıkçası. Bu postu yazma motivasyonum tatil planlarımdan bahsetmekti, iyi ki buraya gelene kadar bir sürü laf kalabalığı yaptım da ortaya bir post çıktı. Tatil planlarımdan bir halt olacağı yokmuş.

Sanırım ateşim var; fakat annem uyuduğu ve evimizde termometre olmadığı için ölçemiyorum.Kullandığım ölçüt: ellerimin soğuk olması. Umarım domuz gribinden ölmeden, son bir kez daha Ankara'da yangın merdiveninde oturup Ankara'nın tek güzel halini izleyebilirim.

*Öhöhö*

Elveda... 

Ehm, yani görüşmek üzere.

24 Aralık, 2015

Eksi bir: 15.25

Açlık ve uykusuzluktan başım beynimde tümör varmış gibi ağrıyor, derhal Amerikan başkanı dahil herkesi devreye sokun. Dersten çıkıp yurtta ranzanın üst katındaki yatağımda, öncesinde poğaça yemek suretiyle açlığımı gidermemin ardından uykuya dalmayı planlarken şu anda yaptığım şeyi de anlatayım size, okulun ortasındaki iki ağaç dikili olduğu için botanik olarak adlandırılan bölümde oturmuş bir kedi pisliğini koklayarak sabahki dersimde unuttuğum kitabımı blok ders yapan hocanın dersi bitirmesinin ardından almayı umuyorum. Üstelik o kitap tiksindiğim bir dersin iğrendiğim konularını içeren sevimsiz kitabın tekiydi, boşluk olursa çalışırım diye yanıma almıştım. Şu anda o uğursuz kitabı yanıma almış olmamın cezası olarak ne gidebiliyorum ne uyuyabiliyorum ne de çalışabiliyorum.

Bugüne puanım en büyük negatif tamsayı.

16.16: Sınıftan bir öğrenci koşarak çıktı ve tuvalete gitti. Ara vermezlerse olacağı budur. Bitir hoca bitir.

16.18: Bir öğrenci sınıftan çıktı, etrafa bakınıp geri girdi. Kitaplarımı vermek için beni arıyor olma ihtimali kaç? Bence %100

16.19: Şaka değil başım ağrıyor. Ve karnım aç. Ankara ya da Ankaray'da bayılmak kısa vadeli hayat planlarımda yok.

16.20: Zil çaldı. Hocanın dersi bitirme ihtimali yüzde kaç? Bence sıfır.

16.22: Bu ders yüksek lisans dersiydi, hocası kim bilmiyorum. O yüzden işimi şansa bırakamam, o hocadan ders almamak için kendi üniversitemde yüksek lisans yapmamaya karar verdim.

16.24: Ders bitti.Sınıftaki herkese tiksinerek baktım ve yurda gidiyorum.
Abv.

03 Aralık, 2015

Bok ile ilgili mevzular

Bu okula geldiğimden beri, desteklediğim-desteklemediğim her düşünceyi savunup savunamadığımla ilgili deneyler yapıyorum.

Örneğin bugün ingilizce dersinde sağlam argümanlarla yüz yüze iletişimi övdüm, uzak mesafe ilişkisinin sağlıksızlığı ve zorluğuyla ilgili doyurucu bir konuşma yaptım. Hocamın da bana katılmasıyla sayıp sövmediğimiz eksik kaldı. Beni seviyor çünkü mesajlaşmak iletişimin en berbat yoludur diyerek onun kuşağından olduğumu belli ettim.

Yurtta da benzer bir olayı yaşadım. Duş kabinlerinden birinin tuvalete dönüştürüleceği haberi verildi ve alafranga ya da alaturka olması seçimi ankete bırakıldı. Kat sorumlusu olarak iş başa düşünce alafrangaya oy veren bir odada "zaten şimdikilerin hepsi(2 tane) alaturka, birisi de alafranga olsa ne olur sanki!!!" diye sinirli bir konuşma yaptım, bir başkasına "Tuvaletler zaten çok pis, kim kullanacak klozet olursa. kararsızdan Alaturkaya yazıyorum oyunu." dedim ve kendi işaretlememi alaturkadan yana yaptım.

Özür dilerim öğretmenim ve alafranga isteyenler, ben sizden değilim.