14 Şubat, 2011

14 Şubat. böcekli gün. Kapitalist düzen. ve kapitalist bir isim olarak Didem.


14 Şubat'la ilgili aşklı böcekli bir post yazmak gibi bir niyetim yok. En azından bu 14 Şubat'ta. Sanırım başlık seçimim yanlış oldu.

Amaan, kimin umurunda ki başlık zaten?

Görgüsüzler gibi bir anlatım olacak bu posttaki.

Şöyle ki, öykü yarışması vasıtasıyla yarın İstanbul'a gidiyorum. Türkiye'nin çok ücra olmasa da kuzey kıyılarında kalan, büyükşehir sayılsa da metropol olmayan bir şehrinde yaşıyorum. Ha mutsuz muyum, yok efendim ne haddime. Adam olana çok bile. Hatta İstanbul hakkındaki ilk düşüncem telefonumu çaldırmadan eve dönebilmek olmuştu.

Neyse, yarın akşam yola çıkıyoruz, uçuyoruz demek daha doğru olur. Eheh. Nerede kalacağımız hakkında bir fikrim yok, Pı'yla başlıyor galiba otelin ismi. Sait Halim Paşa Yalısı'nda ödül töreni yapılacakmış. Vallahi Sait Halim mi yoksa Halim Sait mi olduğundan halen daha emin değilim. İstanbul o derece yabancı bana. Zaten ilk gidişim olacak bu. Ahir ömründe bir şehir daha göreceğim.



Yalnız benim gelecek planlarımdan birisi Kırklareli'ye gitmek. Orada doğmuşum, 1 yaşımdayken Hakkâri’ye tayini çıkmış babamın, peşinden annemin. Yani Kırklareli hakkında en ama en ufak bir düşüncem bile yok. Gerçi gidince de olmaz benim, eminim.

Öyle yani. Bu hafta okuldan izinliyiz. Dolayısıyla okulların açılması hayatıma en azından birkaç günlüğüne daha karışamayacak.

Annemle alışverişe çıktık ayaküstü, eksik gedik tamamlamaya. Bir pijama aldık ki, ben onunla uyumaya kıyamam. Öyle.
Bir de kulaklık aldık, o bozulduğu vakit oturur ağlarım, o kadar güzel. Benden çok özelliği var.

Sevindirik gibi aklıma geleni yazıyorum. Durun bir de İstanbul'a gideceğim arkadaşlarımdan bahsedeyim. Bir tanesi yine bizim okuldan. Hatta öyküyü yazdığımız dönemde konuşuyorduk "Düşünsene Didem, birlikte İstanbul'a bile gidiyormuşuz." demişti, çok iyi hatırlıyorum. Oldu valla. Bir kız daha var dereceye giren, Anadolu öğretmen'den. Biraz zor olacak onun için, biz diğer arkadaşla birbirimizi tanıyoruz diye panik yapar.

Bir sonraki postumu cici netbook'umdan yazmayı en ama en derin duygularımla temenni ediyorum.

13 Şubat, 2011

Dert bende derman kar tatilinde.

Kendimi burçlara, rüya yorumlarına adadığım bir dönemin içindeyim. Öykü yarışması vesilesiyle İstanbul'a gitmemize, dolayısıyla yarışma sonucunu öğrenmeme az kaldı. Sanırım sadece birkaç gün kaldı. İşte bu yüzden yaşadığım stres, okulların açılması stresine karıştı, dünya yangın yerine, gönlüm savaş alanına döndü.

Günü gününe burç yorumlarını okuyor, annemin içtiği kahve falları üzerine kafa yoruyor, rüya tabirleri kitabını elimden düşürmüyorum. Hatta rüyalarımı kimselere anlatmıyorum ki, kötü bir şey olmasın. Ama yok, ben biliyorum ne olacağını. Hiçbir şey olmayacak. Budur yani.

Sıkıcı konuları geride bırakalım diye devam etmek isterdim lakin bir diğer konumuz okulların açılması sorunsalı. "Açılması neden sorun ki?" diyenler oluyor. Sabahın köründe uyanmadıklarını kafalarına vura vura hatırlatıyorum, pişmiş kelle gibi sırıtma moduna geçiyorlar o vakit.

Animelerdeki gibi yerlere vura vura ağlama isteğim tavan seviyeye ulaştı.

Okulların açılması vesilesiyle, okul zamanı neredeyse boş olan çarşamba ve cuma öğleden sonralarım bir sorun çıkmadığı sürece violet'te kivi çayı ve monopoly deal ile dolmuş olacak. Bünyesinde bir sürü oyun bulunduran bir kafeye kendi oyunumuzla gidip onu oynuyoruz. Bu da bizim eğlencemiz olsun.

Yarın da deal atarız Sumi ve Sliwer'la. Atarız değil mi? Özlemişim resmen.

Özlediğim bir diğer şey öğleden sonra ya da öğle arasında bahçede volta atmak. Bahçedeki diğerleriyle konuşmak ve sonra zorla sınıflara sokulmak bir rutindir, vazgeçilmezdir. Yok hayır, zorla sınıflara sokulmak kısmını kastetmedim ama o konuda oldukça yaratıcı öğretmenlerimiz var. Onlar bizim sayemizde içlerindeki yaratıcı ruhu ortaya çıkarıyorlar. Şöyle ki, tenefüs bitip öğretmenler öğrencileri içeri girmeleri için uyarmaya başlayınca Sliwer ve ben bir bankta oturmaya devam ediyoruz, hocaların tepkilerini görmek için. Bahçede bir tek biz kaldığımızda bize doğru gelen öğretmen bize bakarken, büyük bir ciddiyetle biz de ona bakıyoruz. Bu durumun sonunda "Kızım davetiye mi bekliyorsunuz?", "Kızlar illa yanınıza kadar mı geleyim" tepkileri duyduklarımız arasında.

Güzel şeyler bunlar.

Salak Luigi. Güzelse yarın 7de kalk okula git.

Gidicem zaten sanki bize soran var.
Penguen takvimine göre yarın tatil ve biz tatilde okula gitmiş sayılacağız!

10 Şubat, 2011

Yazma Demiyorum, Hobi Olarak Yine Yaz



Beni okuduğundan dün haberdar olduğum okul arkadaşım Seçkin'e ithaf etmek istiyorum bu yazıyı. "Didem sanırım bloguna yeni post yazma vakti gelmis?" diyerek girdi konuya. Ben daha okuduğundan haberdar değilim, o post istedi. Biz direk açıyoruz konuyu arkadaş arasında.
Güzel bir sürpriz oldu ama bu.

Sizlere popmundo isimli oyundan bahsetmek istiyorum. Uzun uzun anlatmaya takatim yok lakin kısaca müzik kariyeri yaptığınız bir online role play oyunu diyebilirim. Role play, yani rol yapıyorsunz. Örneğin ben orada Didem değilim. Joyce benim adım ve kimse gerçek hayatını oyuna dahil etmiyor.
Bu müzik dünyasının kendine ait bir dergisi var. It's Pop adında. Oyuncuların oyun ile ilgili makaleleri yayınlanıyor. Ama önüne gelenin makalesi de yayınlanmıyor hani. Mesela ben 2. kez bir makale yolladım. İlki ağır eleştirilere uğradıktan sonra yayınlanmadı. İkincisini ise yayınladı. Editör çok şirindi. Şayet oynayan varsa oyunu Yazma Demiyorum, Hobi Olarak Yine Yaz makalemin adı. Burada yayınlarım aslında ama oyunla ilgili olduğu için sıkılabilirsiniz diye düşündüm.

Öyle yani. Mutlu oldum yayınlanınca.

Okulların açılmasıyla beraber öğrenci milletinde vuku bulan stres, ilk günün 14 şubata denk gelmesiyle kimileri için double seviyeye ulaştı. Penguen Dergisi tarafından verilen 2011 takvimi ise kendi aleminde. 14 Şubat koyu puntolarla yazılmış, hafta sonlarında olduğu gibi. Yani Penguen 14 Şubatı, okulların ilk gününü, tatil ilan etmiş. Lakin ben okula gitmesem, gerekçe olarak da bunu göstersem ağır hakaretlere uğrarım eminim.


Kısacası dostlar, karne günü başlayan geriye sayımın sonunda geldik. Acımız büyük.

Geçen dönem oldukça yoğundu. Hatta gereğinden fazla yoğundu. Öykü yarışmasıdır, projelerdir derken devirdik dönemi. Proje diyince hala tüylerim diken diken oluyor ve sadece derslere çalışmanın değerini, kolaylığını anladım. Yüksek bir verim bekliyorum bu dönemden, hadi hayırlısı.

Şimdi, Lord of the Rings oynamak için köşeme çekiliyorum, sizlere de o oyunu şiddetle öneriyorum.

Seçkin'e ve varsa diğer arkadaşlarıma selam yolluyorum.
-Ece Erken tarzı kapanış-

07 Şubat, 2011

Lord of the rings battle for middle earth 2

Marketten iki dergi alıp hayvansı bir istekle bitirdikten sonra canım sıkılmaya başladı ve bilgisayarı keşfe çıktım. Bir oyun buldum; Lord of the rings battle for middle earth 2 isminde. Abim oynuyordu hatırlıyorum ve saçma buluyordum. Nasıl oynanacağına dairse en ufak bir fikrim yoktu. Zaten oyunu açtıktan sonra uzun bir süre ne yapacağımı bilemedim. Ateş etmeye falan çalıştım; aslında normalde otomatik olarak hallediliyormuş o işler. Biraz acı bir tecrübeyle öğrendim -zavallı köyümün insanlarının yanarak ölmesi gibi- Aradan uzun bir süre geçtikten sonra Skirmish ismi verilen platformda oynamaya başladım. O zaman çaktım köfteyi. Şimdi dostlar,Battle for middle earth 2 bir strateji oyunu. Köyünüzü kurup diğer köylerin canını okuyorsunuz. Benim oyunu tanımam için geçen uzun sürede benim canımı okudular bir çok kere; lakin oyunu çözmesi çokta zor değil. Ve bence gayet eğlenceli. Hiçbir beklentiniz olmadan başlayınca over düzeyde eğlendiriyor bile diyebilirim.

Şimdiki favorim bu oyunu oynamak der, sözlerime noktayı koyarım.

Atıyosuun.


Sliwer'ın kafama zorla soktuğu bilgilerle abime ahkam kestim animeler hakkında. eheh.
Sliwer haklı, ikimiz de konu hakkında azıcık bilgi birikimimiz dahi olsa, inanarak devam ederiz doğaçlamaya.

06 Şubat, 2011

Turuncu balık Luigi

Sizlere Turuncu balık Luigi'nin hikayesini anlatacağım bugün.

Evin içinde ayaklı hayvan besleme hevesim sıfır olduğu için iki tane balığım vardı önceden. Biri Luigi, biri Sliwer'dı. Sanırım ikisi de erkekti. Uzun süre ben onlara yem verdim, sularını değiştirdim falan, lakin hayat zor ve yollar çetin. Bir gün okuldan geldiğimde, ben okulda güle oynaya zaman geçirirken Sliwer 'ın geçirdiği zor dakikalar sonucu Sliwer'ın hayattan elendiğini gördüm. Üzüldüm. Normal Sliwer'a söyledim. O da üzüldü.

Uzunca bir süre Luigi küçük kavanozunda tek başına devam etti hayatına. Bir o yana gezdi, bir bu yana. Ben arada sırada onu eğitmeye bile çalışmıştım. Eğitilmedi tabi. Salak. Neyse ölünün arkasından konuşmak bize yakışmaz.

Sliwer'ın ölümünün üzerinden uzunca bir süre geçtiği zaman ailemin ''Şu Luigi'ye arkadaş ol yalnızlıktan ölecek gariban.'' sözleri baş göstermeye başladı. İkilettim birkaç kere ama sonunda babamın artan ısrarları sonucu aldım bir balık. Beyazdı. Norma koydum adını Marilyn Monroe'nun beyaz elbiseli, havalandırmanın üzerindeki halini çağrıştırdığı için. -Buradan ne kadar saçma çağrışımlar yaptığım ortaya çıktı.- Neyse işte, kavanozda iki balık mutlu mutlu gezerken bir gün bir baktım Norma bir deniz kabuğunun üzerine yatmış titremeye benzer hareketler yapıyor. Oradan ayrılmıyordu. Bazen yan yan yüzerek kavanozu turluyor, ardından tekrar o kabuğun üzerine geçiyordu. Luigi ise her şeyden habersizdi. Bir gün ben durumu Sliwer'a anlattım. Norma'nın yumurtluyor olabileceğini söyledi. Sevindim baya. İyice araştırdım ne yapmam gerektiğini. Sonunda balıkları ayrı bir akvaryuma koydum yumurtaları yememeleri için. Mâmafih ne yaptıysam fayda etmedi. Norma eski titremelerine devam etti. Üstüne bir de Luigi'nin hareketleri azaldı. Ertesi gün sınavım olmasına rağmen saatlerce Luigi'yi izledim. Norma henüz bir aydan bile az bir süredir benimleydi ama Luigi ile on aya yakın olmuştu arkadaşlığımız. Her yerde överdim ne kadar uzun yaşadığını. Ve o uğursuz günden birkaç gün önce anneme "Bu balık beni bile gömecek herhalde" demiştim. Birini gömmüştü çünkü. Annem ne biçim konuşuyorsun öyle diye kızmıştı bana. Ben de nazar değdirdim işte. Luigi fettan Norma'nın kavanoza gelmesinden birkaç gün sonra öldü. Koca on ayı lanet bir balık yüzünden geride bıraktı. Peşinden de Norma öldü zaten. Yavru falan da çıkmadı. Aslında belki de Norma olmasaydı yine ölecekti, zamanı gelmişti, ama ben hep Norma yüzünden olduğunu düşündüm. Ne yapabilecekse küçücük balık.

Öleli beş ay falan oluyor. Başka balık almadım ve almayı düşünmüyorum.
En sevdiğim balığımdı Luigi.

Ve Luigi, eğer Norma yüzünden öldüysen, çok özür dilerim dostum senden. Almamalıydım. Aramıza yabancıların girmesine izin vermemeliydim...

Hey Sen, Renkli Balık..

04 Şubat, 2011

Aldım, verdim; ben seni yendim.


Dünden önceki gün halamlarda kaldım. Bir arkadaşım var halamın bir akrabası olan, benim yaşımda, onunla takılalım diye. Takıldık. David'e Hitler'i sormamı istedi, sormadım tabi ırkçı falan zanneder diye. Kırk yılda bir bulunuyor düzgün penfriend. Bundan önce Lübnan'lı bir arkadaşım vardı. Hayır önemli değil tabii nereli olduğu ama çocuk savaşa gidiyorum falan diyordu. İnsan ister istemez bir tuhaf oluyor.

Betül Afyon'dan geldi. Şehri gezdiriyorum kıza, yemin ederim kendimi doğudaki yerli rehber çocuklar gibi hissettim. Tabi harabe görmeye gitmedik biz. ''Burası yeni açılıyor. Burger King. Şurası Koton, ben en çok Takı Shop'u severim. Burası belediye binası. Hadi 5D'ye gidelim..'' falan diyerek saatlerce yürüdük. Yorgunluktan ölmek neredeyse gerçek oluyordu da ucuz atlattım neyse ki. O alışverişin en iyi tarafı edindiğim ganimetlerdi. Ama kıyafet değil a dostlar. Şehirdeki tüm kıyafet mağazalarını dolaşıp kıyafet olsun, takı olsun bir şey bulamayıp sadece dergi almak her yiğidin harcı değil. Tüm paramı dergilere yatırdım. Leman'ın 1000. haftaya özel sayısı, penguen ve cnbc-e dergi aldım. Uykusuz yoktu olsa onu da alacaktım. Buradan tüm paramın 10 TL olduğu çıkartılabilir. Eheh. Cnbc-e dergi Barney Stinson'ın başka bir herifle beraber yazdığı 'Kankalık Kanunu'nu veriyordu. Çok sevdim. Çok kültürlenicem. Hepsini okuyacağım. Hepsini!!

Dün abim arkadaşından gelmişti, çekti beni odaya ''Didem.'' dedi. ''Bak bu cd'leri Burak'tan aldım. Film. İzlersin. Bu da bir oyun. Onu da yükleyeceğim birazdan. Haberin olsun.'' Tüm ciddiyet ve samimiyetimle. ''Tamam abi.'' dedim. Abim, CIA tarafından yasaklanan bir şeyi açıklar gibi, önemli bir operasyonun tüm detaylarını fısıltıyla anlatır gibi konuşunca, gülemedim. Saygısızlık olur dedim. Yapamadım.

Bugün anneannem ve teyzemler bize gelmişti .2 kuzenim, abim ve ben monopoly deal oynadık. Bana çirkef diyen Sumi ve Sliwer onları görmeliydi.. Kızlar erkekler olarak oynadık, abimleri yendiğimiz zaman abim beni tanımayacak duruma gelmişti. Ben artık kardeşi değildim. Didem çok eskilerdiydi. Ben, rakiptim. İşleri bozan, haciz getiren lanet olası bir avukat, bir emlak dikatatörü!!

Bu arada abim diye bahsediyorum kaç keredir. İşte böyle. Onun ismine ihtiyacı yok kimsenin. O sadece Didem'in abisi. Kader kısmet işte.